fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2011 Salı

Trabzona yarıyor.



Hepinizin bildiği üzere Fenerbahçe ile Trabzonspor'un önünde aynı fikstür vardı. Trabzonspor, Fenerbahçe'nin 2 hafta gerisinden gelerek aynı maçları aynı sahalarda oynuyorlardı.

Üzerinden 9 maç geçti ve şuan sadece 5 maç kaldı geride. Hesap kitap işlerine başladık bizde herkes gibi.

Şuan görüyoruz ki bu durum Trabzon lehine dönmeye başladı. Belki Fenerbahçe lehinede dönebilirdi ama yapılan maçlar ardından şans ibresi Trabzondan yana.

bitime 5 hafta kala ve ortada toplanacak 15 puan varken,

15. ile arasında 8 puan fark olan 16. sıradaki Bucaspor'un son maçı diyebiliriz bu hafta oynayacağı maça. Kaybederlerse ve sivas kazanırsa 12 hafta kala fark 11 e yükselecek ve imkansız hale gelecek. Trabzonspor ise 2 haftasonra düşmesi kesinleşmiş Buca ile oynayacak.

2 hafta önce Fenerbahçe'nin karşılaşıp yendiği Eskişehirsporla bu hafta Trabzon karşılaşacak. Yoğun konsantrasyon yüklü maçtaki gitgeller, sonrasında yaşanan gündem konuları ve en önemlisi Eskişehir'in 4.cülük hayallarenin suya düşmesi yine bu hafta karşılaşacakları Trabzonspor lehine olacaktır.

Bu hafta Fenerbahçe'nin karşılaştığı Gaziantepspor ise 55.000 kişi önüne çıkınca heyecandan yada basiretsizlikten ne yaptıklarını bilemeyen oyuncu kadrosu ile 9 tane sarı kart gördü. Başında Trabzon'lu olmasıyla markalaşmış Tolunay hocanın bu derece karta dönük oyun oynatmasının sebebi şu olabilir mi acaba ? Bu hafta Gaziantepspor 3. olmak için yine sert futbol oynayacak. A aa 5 sarı kart çıkmış. A aa Trabzon maçında 5 önemli oyuncu kart cezalısıı..

Ligde yine 4. lük hayalleri kuran Abdullah Avcı ve öğrencilerinin de yine az önce Buca konusunda oldugu gibi ortada 15 puanlık pasta varken 4. ile aralarında 9 puanlık fark var. Yani bu hafta maçlarını kazandıklarını düşündüğümüz de 12 de 7-8-9 kalmış olacak ki bir hafta sonraki Fenerbahçe maçı hedef anlamında son karşılaşma niteliğinde olacak onlar için. 2 hafta sonra ise hedefsiz bir takım ile karşılaşacak Trabzonspor.

Tek Tek incelendiğinde enteresan bir tesadüfün şans ibresini Trabzon'a dönderdiği bariz bir şekilde ortaya çıktı. Tabi ki işler tam ters şekilde işleyip Fenerbahçe lehine de dönebilirdi fakat olmadı.

Hayırlısı Olsun..

4 Ocak 2011 Salı

EuroLeague Top 16 Kuraları Çekildi


Turkish Airlines Euro League top 16 kuraları çekildi. Kura sonucuna göre Fenerbahçe H grubunda Olimpiyakos, Zalgris Kaunas ve Valencia ile eşleşti.

4 takımdan oluşan 4 ayrı grupta oynanacak maçlar. 19 Ocak -3 Mart tarihleri arasında yapılacak maçların ardından gruplarda ilk 2 sırayı alacak takımlar 22 Mart - 6 Nisan tarihlerinde play-off çeyrek finalinde karşı karşıya gelecekler.

 
Kuranın Fenerbahçe açısından tek sıkıntısı ilk maçını grubun abisi konumunda olan olimpiyakos ile grubun son maçını ise gruba 4. torbadan dahil olan valencia ile evinde oynayacak olması. Acaba gruptan çıkmayı 4 maçta garantileme ihtimali olan olimpiyakos ile son maçımızı oynasaydık bizim için daha büyük bir avantaj olurmuydu diye düşünmeden edemiyorum.

Yine de henüz ilk maçtan Jasikevicius - Ukic ikilisi ile Teodosiç - Spanulise ikilisinin mücadelesini izlemek muhteşem ötesi bir keyif olacağa benziyor.

Grubun kolay lokması olarak görünen Valencia ise aslında hiçte hafife alınacak bir takım değil. Hafife alırsak işimiz zor olur uyarmak istedim. Ayrıca işin biraz daha teknik kısmına girecek olursam, valencia ile oynanacak maçlarda ne jasi, ne ukic bir 5 numaranın verdiği verimden daha fazlasını verebilir. Valencia sistem gereği topu çok hızlı dolaştırıp içerde uzunları ile iş bitiren takım oldugunu her basketbolsever biliyor ve bizi zorlarsa sadece bu zorlar.

Evimizde oynayacağımız 3 maçıda kazanmamız bizi gruptan en az 2. ci olarak çıkartacaktır ama 2 maçtada yendiğimiz rytas tan daha kötü bir takım olan kaunas ı deplasmanda da yenebileceğimizi düşünüyorum. Hemde objektif bir pencereden bakarken.

Şuan için Top 8 garanti gibi gözüküyor Fenerbahçe Ülker adına ama Final Four için bir iki takviye daha şart gibi görünüyor. Çoğunluğun kupayı kesin alır gözüyle baktığı Barcelona dahi kadrosunu Allen Anderson ile güçlendirmişken bizlerin elimizde ki kadroya güvenmemiz biraz pembe gözlüklerle bakmak olur parkelere.

Gruplara ilk torbadan girecek olan 4 takımında kağıt üzerinde Final Four oynama ihtimalleri çok yüksek. Bu dengeyi seyirci ile, hırs ile, şans ile zorlayabileceğimizi düşünüyorum. Sabırlı seyirci ve hırs konusunda şüphem yok ama oyun şansınında bizlerle olmasıyla Final Four neden hayal olsun ki.

Diğer temsilcimiz Efes Pilsen için ise durum biraz daha zor görünüyor. Gönül ister ki 2 takımımız birden gruplarda ilk 2 yi alsın ama Siena, Real Madrid ve Partizan ile eşleşen Efes için gruptan çıkmak hayal gibi görünüyor en azından şu gün şartlarında.

İki takımımızn top 16 fikstürü şu şekilde :

1. HAFTA: 19-20 Ocak
Olympiakos-Fenerbahçe Ülker
Efes Pilsen-Montepaschi Siena
2. HAFTA: 26-27 Ocak
Fenerbahçe Ülker-Power Electronics Valencia
Partizan -Efes Pilsen
3. HAFTA: 2-3 Şubat
Fenerbahçe Ülker-Zalgiris Kaunas
Real Madrid-Efes Pilsen
4. HAFTA: 16-17 Şubat
Zalgiris Kaunas-Fenerbahçe Ülker
Efes Pilsen-Real Madrid
5. HAFTA: 23-24 Şubat
Fenerbahçe Ülker-Olympiakos
Montepaschi Siena-Efes Pilsen
6. HAFTA: 2-3 Mart
Power Electronics Valencia-Fenerbahçe Ülker
Efes Pilsen-Partizan

Son bir not iletmek istiyorum yetkili mercilere, Turkish Airlines Euro League oluşumunun sponsorunda dahi Turkish kelimesi yazarken resmi sitelerinde 2 takım ile katılan Türkiyenin ve diğer ülkelerin dilleri neden kapsamadığı merak konusu.

Başarılar TÜRKİYE, Yolun açık olsun, Allah yardımcın olsun.

Fenerbahçe'nin Efe(s)i. Hoşgeldin "Point God" Jasikevicius.

Yeni yılın ilk derbi galibiyeti Fenerbahçe bayan basketbol takımından geldikten sonra bu gece 2. yeni yıl galibiyet hediyesinin Fenerbahçe erkek basketbol takımından geleceği belli gibiydi aslında. En azından ben emindim.

Gündüz saatlerinde Jasikevicius'tan gelen güzel haberler ile tribünün enerjiside bir bakıma pick yapmış haldeydi.

Hazır tribünlerin enerjileri pick durumdayken Efes Pilsen'in maça pick and roll savunmasıyla başladığını ve aslında bunda bir nevi başarılı olduğunu söylememek olmaz. Ama içerden hem tomas'ın hem de ukic'in penetreleriyle rakip savunmayı delme çabaları sonuç verene dek. Tabi kendi savunmamızda Efes Pilsen'in her hücumunun sayı olması ise bir önce ki yazımda da aynı ifadelerle kullandığım "hala işe yarayıp yaramadığını bilemediğim" Lavrinovic'in parkeye çıkmasından dolayıydı. Garip bir savunma anlayışı var bu adamın. Topsuz alanda iyi ama bazen kötü, hücumda asist yapan uzun ama aynı zamanda savunma delemeyen bir adam, kısa mesafe şutu var ama turnike kaçırıyor vs vs. enteresan. çözemedim.

İlk periyotta 24 sayı yememizi nasıl ifade etmem gerektiğini bilemezken 2. yarı itibariyle toparlanmış bir Fenerbahçe çıktı karşımıza koç sephjia nın en büyük ustalığı olan devre arası soyunma odası konuşmaları sebebiyle. Takım her moladan ya da soyunma odasından döndüğünde bambaşka bir hale dönüşüyor. Bu güzel bir şey aslında. Hatta Aykut Kocaman ve koç Sephjia bi ara buluşup bunu konuşabilirler. Futbol takımına hiçbir oyuncu değişikliğinin ve 2. yarılara çok kötü başlamanın reçetesini yazabilir belki koç.

2 yarı ile Efes karşısında Efe'ler vardı takımda. Ukic her zaman ki ukic efesi, tomas geldiğinden beri en iyi savunma efeliğinde, bir diğer efe, ömer onan yine tuncayvari takımın üzerinde anlık serpilen ölü toprağını dağıtma ve kafaları parke dışına çıkan oyuncuları tekrardan maça çekme çabasındayken muhteşem bir 3. periyot geçirdi takım. 19-8 lik bir seri Fenerbahçe'yi zafere ulaştıracaktı. Ta ki takımın artık kronikleşen hastalığı olan aşırı rahatlığın ortaya çıkıp 19 sayı farklardan bir ara 5 sayıya kadar düşmesine kadar.Empati yapabileyim, belki de haklılardır diyorum ama hiçbir açıklama bulamıyorum bu hastalığa.  Gözüme çarpan tek şey; eğer "dişe diş kana kan bir maç yapacaksak allahına kadar" , "maçta sertlik olacaksa en âlâsından" diyen cengaverlerin gazlarının hakemler tarafından çalınan kolay faullerle alınmasını dile getirebilirim. Hayır ya ilk 3 periyotta da çal faulleri iki takıma birden, ya da son periyotta kıran kırana geçen mücadele de ilk 3 periyot oynatıyorsan son periyotta da karışma. Bildiğiniz euro lig kalitesinde izlediğimiz maç tavan yapsın.

Gelelim benim kronikleşen istatistik yorumlamalarıma ve dikkat çekilecek hususlara:


 ** Tabi ki ilk söz Efe'ler Efesi jasikevicius'a. Henüz ilk maçında, savunma konusunda Türkiye'nin en iyilerinden olan Efes Pilsen önünde oyunun en hırçın dakikalarında 3 asist yapmak kolay iş değildi. İzlemesi ise enfesti. atılan "no look" paslar çok cezbedici. Öğlen saatlerinde twitter da yazmıştım. Bir kaç yer de "iverson & Jacikevicius" versusu gördüm. Tamamen gereksiz bir karşılaştırma olduğunu düşünüyorum demiştim. Çünkü birisi NBA'in en iyi guardlarındandı diğeri kuşkusuz Avrupa'nın en iyisi. Ve burası da Avrupa. Burada Avrupa Basketbolu oynanıyor ve bunun en büyük tanıklarından biriside bu adam. 13 numarasıyla hemde. Hoşgeldin. İzninle sana hemen bir lakap takmak istiyorum. oynadığın guard mevkisininde en iyisi olmana ithafen al sana yeni lakap: "point god"



 ** Marko Tomas. "Herşeyden evvel iyi ki doğdun kardeş" demek istiyorum bu efeye. Basketbol da savunma yapan oyuncuda olması gereken özellikler diye bir sıralama yapılsa nacizane fikrim ilk sıraya çeviklik atiklik koyarım. Fazlasıyla mevcut bu özellikler Tomas'ta. Dileğim Ukic ile birlikte daha uzun yıllar bu takımda kalması. Bu maçta da 22 sayı ile çılgın atmıştır. Tebrikler.

** Girişte belirttiğim bu adam hakkında karar veremiyorum arkadaş cümlesine anında mesaj gelmiş lavrinoviçten. 15 dakika da 4 te 4 serbest atış

** Fenerbahçe erkek basketbol takımının oturtmaya çalıştığı öz kimliğinde en önemli karakteri canla başla mücadele olması muhakkak. Ve bunun da en güzel istatistiklerinden biri Kaya Peker'in 8 ribaund ile oynaması. Oğuz Savaşın 4 tane yerinde faul ile çırpınışları. Hep böyle.

** Son 3 4 maçtır 3 sayı yüzdemizin yerlerde olduğu gibi bu maç yine yuzde 30 lardayız. 21 tane 3 lük denemesinden 7 tanesinin girmesini nasıl açıklayabilirsiniz ki?

** Son eleştirim 2 maçtır maçın gerginliğinden olsa gerek sephija'nın maç sonu davranışları. Galatasaray maçında teknik faul hediye etmişti rakibe bu maçta bunun direğinden döndük. Noluyor paşam?

** Ve bu maç ile alakalı olmazsa olmaz! Pazartesi gecesini bizlere oynadıkları muhteşem üst düzey basketbol ile bizler için cennete dönüştüren 2 takımıda tebrik ederim.


Benim gözümden maç böyleyken ajanslara bir haberin düştüğünü gördüm. Efes Pilsen takımı maç esnasında masa hakemlerine kapalı zarf usulu itirazda bulunmuş ve Jasikevicius un oynamasının kural ihlali olduğunu şikayet etmişler. İddia ları bu maçın normalde 2 ocak ta oynanacakken daha sonradan yapılan değişiklikle 3 ocağa alınması ve asıl maç tarihinde oyuncunun Fenerbahçe ile lisansının olmamasıymış. Henüz yorum yapmak için erken. Detayları tabi ki burdan ulaştırmaya çalışıcam sizlere.

Kendimden not: maç yazılarımın çok uzun olduğu konusunda şikayet mailleri atıyorsunuz farkındayım ama napim. Hadi söyle hangi cümle fazlalık bu yazıda hem aşağıda ki paylaş butonlarını kullanırsanız söz bir dahakini kısa tutucam :)


.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Senin derdin ne NTVSPOR. Bu kadar mı yalaksın ?

Hepimiz ntvspor'un galatasaray yandaşı haberler yaparken ki tavırlarını ve tarafsızlığını bir türlü koruyamadığını biliyoruz. Hatta bu sebepten dolayı Fenerbahçe tarihinin belki de en çok sevilen oyuncusu Rıdvan Dilmen'i dahi sindirdiklerine şahit oluyoruz. Nitekim taraftar ile Rıdvan'ın arasının açılmasına dahi sebep oldu bu davranışlar. Biraz önce internette dolaşırken yakaladığım tuz biber ekme derecesinde bir detaydan bahsedeyim size.

Buyrun NTVSPOR.NET haberi.   (Siteye buradan ulaşabilirsiniz)



Buyrun bu da Fenerbahçe resmi sitesinin haberi.
 


Ve buradan da Türkiye Yüzme Federasyon'unun resmi sitesinde yer alan puan cetveline ulaşabilirsiniz.

Şimdi soruyorum Ntvspor:

** Galatasaray'ın resmi sitesinde yüzme dereceleri şu şekilde yer alırken,
AYRICA; Haberin detayında yer verdiğiniz

** Fenerbahçe yıldızlar ve gençler ile açık yaş yarışlarında hem erkekler hem de bayanlar kategorilerini ilk sırada tamamlayarak şampiyonluğa ulaşmayı başarıyorsa

** Fenerbahçe kulübünden Nisan Berfin Doğankuş, 13 yaş bayanlar 50 metre kelebekte sabah seansında 29.38'lik zamanıyla kırdığı Türkiye rekorunu, finalde 29.29'luk derecesiyle geliştirerek yeni rekora da imzasını atıyorsa

** Yine Fenerbahçe'den Deniz Nazar, 19 yaş üzeri 400 metre karışık yarışına 4.14.68'lik bir derece elde ederek yeni Türkiye rekorunun sahibi oluyorsa

ve son olarak :
Açıkyaş yarışlarında erkeklerde 369 puan, bayanlarda 331 puan alarak toplamda 700 puan ile Yüzme şubemiz Türkiye Şampiyonu oluyor ise,

sizler nasıl YÜZMEYE GALATASARAY DAMGASI diye başlık atabiliyorsunuz. Bu tarz yanlı ve yanlış haberlere daha ne kadar devam edeceksiniz ?


.

22 Aralık 2010 Çarşamba

Antu.com bitmiştir, benim için bitmiştir, kendini bitirmiştir..

Sakin Ol Şampiyon 



Yazık. Fenerbahçe'nin kalesi olarak bellediğim, uzun yıllar fikirlerimle çorbalarına tuz attığım bir sitenin bu girişine hakikaten KOCAMAN yazıklar olsun.

Hani dünya klubuydu Fenerbahçe, Hani bas bas bağırıyordunuz İslam Çupi diye Lefter Reyis diye. Şuan Antu.com yöneticilerinin ne Lefter Reyiz için üzülmeye hakkı vardır, ne islam çupi sözleriyle böbürlenmeye hakkı vardır.

Hepimiz cürümümüz kadar ateş yakmaya çalışıyoruz bu gerçek. Kendimizce gördüğümüz hataları elimizin uzandığı son noktaya kadar eleştiriyoruz ama bu bir eleştri değil antu. Bu rencide etme, küçük düşürme, kendini yüceltme, 25 milyon vatandaşa sahip Fenerbahce Cumhuriyeti Teknik Direktörü'ne SAYGISIZLIK.  say - gı - sız - lık.

Demek BURASI FENERBAHÇE ha? Belki de sen bu satırları yazmak için doğmamışken bile o görseline fotosunu koyduğun KOCAMAN adam o çamur sahalarda o forma için mücadele ediyordu, sizler klavye başında delikanlılık yaparken o adam delikanlılığını sahada gösteriyordu. Emin ol sen daha portakalda vitamin dahi değilken o adam buranın Fenerbahçe olduğundan adı gibi emindi ve anasının ak sütü gibi helaldi onun yaptıkları. Ve şunu bil ki antu, eğer amaç Fenerbahçe'nin bekâsıysa, hepiniz toplaşsanız bir aykut kocaman kadar yırtamazsınız kendinizi. Emin olun o Aykut başkalarına koyduğu gibi size de koyacak.

Normal şartlarda Alex de souza hakkında dahi 2 tane konu açıldıgı zaman "aynı konudan daha önce açılmıştı" uyarısıyla üyeleri banlayan yöneticilerin siteye girildiğinde her tarafın Aykut Kocaman ın hoca olmadıgına dair başlıklarla dolu olmasına ses etmemesi dahi manidardır.

Bu görsel antu.com a yakışmadı. Bu görsel Adana'lardan, Malatyalardan, Trabzonlardan, Hakkarilerden, Antalyalardan Fenerbahçemi destekleyen ve fenerbahçem hakkında doğru bilgi almak adına, Fenerbahçe hakkında görüş bildirmek için girdiği sitenin yöneticilerinin dahi her zaman köstek oldugunu, başarıya giden yolda her zaman engel olacağını görmek üzücü oldu.

Alex De Souza'yı dahi başkan ayakta alkışlayana kadar itin bilmem neresine sokup, şimdi göklere çıkartan yönetimin Fenerbahçe'nin olası şampiyonluğunda zerre kadar savunmaya hakkı yoktur.

Lanet olsun sana "şen" gün dostu ANTU.

Ve bir dalga geçme:  Hadi bilmem nereniz yiyorsa, 13 yıl başkanlık yapmış Aziz Başkan'a da BURASI FENERBAHÇE desenize. Hadi!!

Kırıntılarla Bucalıyoruz

Kötü bir kadro vardı dün sahada. Yoldan geçen 100 kişiye sorsaydınız eğer
"orta saha da cristian - gökay - selçuk 3 lüsü ile oynayacağım ne dersin? diye
heralde 100 kişinin 100 üde;
"Aman hocam yapma. Bu adamların hiç birisi santra yuvarlağının 2 adım ötesine geçmiyor. Hücumu besleyemiyorlar forvetle 2 ye 1 ler, adam eksiltmeler, derin top atmalar  hak getire"
derdi Aykut Hocaya.

Aykut Kocaman ancak şunu düşünmüş olabilir, ben koşan oyuncularla ortasaha mı güvenceye alırım, ileri 3 lüm zaten pır pır adamlar, onlar gerisini hallederler. Ama 9 kişi defan yapan bir rakibe karşı bu 3 kişiden (GG yi de sayarsak 4) Süperman olmalarını beklemek insafsızlık olur. Hadi diyelim dia sağdan aldı 2 kişiyi geçti, 3 üyü madara etti, 4.yü silkeleyip sıfıra indi, bu arada Semih bir yalancı koşuyla 3 kişiyi terse gönderdi öne koştu. Ee geriye kalan (forvet harici) 2defans ve bir kaleciyi napıcaz.  Aynı şey stoch içinde geçerli. Superman olmalarını bekliyorsunuz bu futbolculardan Aykut Hocam. Yapmayın, Etmeyin.

İlk yarı da göze hoş gelen 3 4 pozisyon varsa hepsinde hucuma katılmaya çalışan Gökay vardı. Hücumu 4 ten 4 buçuğa çıkarttığımız için o da. Ama günümüz futbolunda herkes biliyor ki en az 7 kişiyle hucum etmelisiniz. Biz hala 4 - 5 lerdeyiz.

Dün gecenin alenen gösterdiği bir gerçekte Alex in yine vazgeçilmez olduğu. Kanaryamızı göklere çıkarmak için kanatlarının iyi çalışması lazım. Ama kanatları çalıştıracak olan organda beyindir. Beyinde Alextir bu takımda. Dia ve Stoch tarzı oyuncularla Kazım gibi oyuncuları karşılaştırmamak gerekir. Kazım kaleye sırtı dönük top alabilir ama araya atılan toplarla sıfıra inemez, Dia veya Stoch ta sırtı kaleye dönük top alamaz ama araya atılan toplarla çok rahat sıfıra inebilir. Bu detayı nasıl görevli kişiler göremez ya da ona göre davranmaz ya da bu düşüncenin aksini iddaa etmez anlamıyorum.

Ve son şey, 2. yarı biraz toparlanmış gibi gözüksekte ortaya yine ANKARAGÜCÜ'nden almış olduğumuz Serkan Kırıntılı faktörü ortaya çıktı. Belki de çok çok uzun yıllar sonra tribünlerden gelen yuh sesleri ilk kez içimi ferahlattı. Kaleye gelen 3 topun 3 ününde zor top olmamasına karşın hepsi içeriye mi alınır kırıntılı. Böyle büyük takım kalecisimi olunur. Volkan Babacan dahi kaledeyken 2 yıl öncesinde biz Türkiye Kupasında 8 maçta gol yemedik. Hangi pozisyonu kurtaracaksın. İlk iki golü heyecana verdik diyelim ama takım bucayı kıstırmış, risk almış, sol çaprazdan aptal saptal bir şut geliyor ve altından kaçırıyorsun. Olacak iş midir bu? ve bunun Ankaragücü ile alakası var mıdır?

20 Aralık 2010 Pazartesi

X 'e değer verilecekse o değer ancak heykeli dikilmiş Ale-x olur.

Gönülleri bu denli fethedebileceğini kimler tahmin edebilirdi ki İstanbul'a ilk geldiği zaman. Brezilyalıydı, 10 numaraydı, muhteşem tekniği vardı, Konfederasyon kupasında bize gol atmıştı falan filan.
Sonra minik minik parıltılar vermeye başladı. ve ilk parıltısını slolom bir golle İstanbulspor ağlarına gönderirken "sanki" dedirttirdi tribünlere. 
Ve o günlerden bu günlere..
Aslında hakkında Şu yazımı yazmıştım blogda. O yazıyı yazarken gelinebilecek son nokta budur tarzında bir yazı olmuştu ama nafileymiş. alex alessandro de souza yine yanılttı bizleri. Hayır bitmedi, daha bunlar ne ki diyor bağıra çağıra bizlere. Müthiş.


Gol sevinçlerindeki çığlıklarının içinde parlayan o gülümseyle karışık göğsünü parçalarcasına yumruklamasıydı kendisini onu göklere çıkarmamızın sebebi ve bu denli bir sevgiyi ilk yaşamamızdandır o sevgiye ad koyamamak, lakap takamamak.


Yazının ilk başında söylediğim İstanbulspor a atılan golden sonra bugune kadar tam 6 yıl geçmiş aradan.  


2 kere şampiyonluk vermiş bu takıma
4 kere lig ikinciliği olmuş. 2 si son dakika travması ile
4 kere de Türkiye Kupası finaline çıkmıştır.


rekor kırma rekorunu kıran comandante
Hazır yeri gelmişken söylemekte fayda var.
 Bu nevi şahsına münhasır pırlantanın elleri arasında Türkiye Kupasını görmek bu sene şampiyonluktan çok daha önemli olmak üzere benim bünyemde. Hakediyor. Lütfen artık alın şu kupayı, lütfen artık "dünyanın en çok rekor kırma rekorunu kıran comandante"nin ellerinde görelim o kupayı. Bu hasreti bitirmek ona yakışır efendiler.



Ve bir öneri:
Nba Tv sayesinde minikliğimden beri üzerimde yeşeren bir basketbol bir nba sevdası hakim. Gece 4 lerde uyanıp, mp3 player ın kulaklığını usulca tv ye takaraktan maç izlediğimiz günlerdi. Soğuk odada battaniyeye sarılarak. Ekrana gelen bir görüntü alır götürürdü o üşümeyi, ürpertiyi.


Yer Steples Center. Maç başlamak üzere. Helikopter kamerasından ve aktive kameradan bir çekim. Stad önü. Ve orda bir heykel. Magic Johnsson heykeli. ve altında bir takım bilgiler.
Son baharda hissedilen bu soğuğu magic johnsson üzerimden almışken artık aralık sonu geldi. hava buzz. Ve yine nba tv. Bu kez yer chicago.  Yine stad önü. Ve işte alevlenmeler. Smaca hazırlanan bir Micheal Jordan heykeli. Ve altında tek tek tüm tarihi başarıları, hikayeleri.


Futbol sadece futbol değildir.
İlkokul çocuklarının dahi diline maskara olmuş imparatorların agzından dökülen  -its the football thats the football- saçmalığının aksine futbol sadece futbol değilse ve bu adamın sadece bir futbolcu olmadığını her bünye yana yakıla kabul ediyorken artık efsaneleştirilmeli. Stadın önüne heykeli dikilmeli efendiler.


18 yaşında gökayların, okan alkanların, mert günokların heyecandan titreye titreye geçtiği kapılardan alev püskürmeli içlerine. Ve öğretilmeli o futbolculara oynamaya başlayacakları, formalarını ıslatıcakları takımın büyüklüğü. Ve öğretmenin yolu ancak onlara efsanelerini iyi tanıtmakla mümkündür.


Kızı istiklal marşı okuyan bir efsanedir o, 3 günlük tatili görünce amerika'ya kaçan(!)lara inat her dakikasında İstanbul'u, Türkiye'yi yaşayan bir efsanedir o, çocuğu çifte vatandaş olsun diye hamile kaldığında doğum için Avrupalara gidenlere inat ligin son maçında şampiyonluk kaçınca karnında ki bebeğini düşürme tehlikesiyle karşı karşıya kalıp gözyaşları içinde hastaneye kaldırılan yengemizin eşi olan bir efsanedir o.











13 Aralık 2010 Pazartesi

Türk Futbolu: 2 - Kötü Oyun: 1

Dün akşam maçın ilk devresinde aslında iyi oynadığını sanan bir Fenerbahçe vardı kar'ın asla yakışmadığı Ankara'da. Ortaya çıkan istatistiklere aldanmadan objektif şekilde yorum yapıldığı takdirde aslında koca bir 45 dakika boyunca saman alevi gibi parlama sıkıntımızın devam ettiğini açıkça gözler önüne seren toplamda 3 ya da 4 kere sıfırdan gelen orta ve 2 tanede başarılı şutu (Niang - Baroni) saymazsak Ankaragücü kale sahasının yayının önünde sürekli 4 kişinin paslanmasını izledik. Top Caner'den Christian'a geldi, O'ndan Emre'ye, Emre'den sağ kanada Gökhan Gönül'e. Arada bi Topuz topu alıp Lugano'ya veriyordu, Lugano'ya yaklaşan Alex tek topla tekrar Caner'e ya da Emre'ye dönüyordu. Hatta bu sürede Lugano falan da rakip sahada yay civarında paslaşmalara katılıyordu. Düşünün ki o kadar yani.



Bunun adı topa sahip olmak olabilir. Evet biraz da su kaçıracak olursak Barcelona'nın yaptığı da bu idi. Tek fark Barcelona'da topun başı dönüyordu oraya buraya gitmekten. İnanılmaz derecede yüksek hızda ve sertlikte yapılan bu gereksiz(!) paslar rakip defansın öncelikle sinirlerini bozuyordu, konsantrasyonunu dağıtıyordu, futbolcular yoruluyordu. Ama dünkü Fenerbahçe'de işler öyle değildi. Az önce yazdığım bu pas trafiği İstanbul trafiğinden daha yavaş akınca hem topun canı sıkılıyordu hem de eskiden bal yapmayan arı şimdi çiçek bile bulamıyordu.

Elbette bu konuda maçın tüm faturasını buna kesmek doğru olmaz. Hemen yukarda Barcelona'yı överken üzerinde durulmayan bir konuda Barcelona bunları yaparken karşısında futbol anlamında dik, oynamak isteyen, adam gibi takımlar olmakta. Ve burda bi iddaa, bir büyük söz. Alın o Barcelona'yı getirin Türkiye Ligi'ne rezil rüsva olur. Messi ligin ilk 3 ayında 4 kere sakatlanır 1 hafta oynar, David Villa'nın kaburga kemikleri kırılır, eyyamcı hakemlerden dolayı penaltıları vs bilerek verilmez, kemik sesleri futbolcuların kulaklarını sağır eder ve maçın 50. dakikasından sonra bir taç atışında bile 50 saniye zaman geçiren rakip karşısında sinirler allak bullak olur. Birde top rakipteyken, rakip kendi kale önünde 6 7 pas yaparken tribünlerden gelen "oley" sesleri eşliğinde futbolcuların laubali hareketleri ile çıldırırlardı. Ne 6 haftada 26 gol atabilirlerdi ne de bir maçta 958 pas yapabilirlerdi.


Böyle bir Ankaragücü vardı dün Fenerbahçe'nin karşısında. İlk yarı 10 değil, tam 11 futbolcusuyla 20 metre de oyun oynayan bir takımdı. İleri uç elemanı dahi kendi sahalarının ortalarında vs idi. Böyle bir oyunda kanatlardan yıkmak gerekirdi, kanatlara inildi gökhan gönül ve dia ile sıfırdan ortalar yapıldı ama gol olmadı. Uzaktan şut çekmek gerekirdi. Uzaktan şutlar çekildi baroni ile niang ile tehlikeli olundu fakat gol stoch'un şutunda dönen topu tamamlayan Niang'tan geldi. Ya da ceza sahası önünde 2 ye 1 ler yapılmalıydı, olabildiğince denendi ama 11 kişi arasında ne kadar başarılı olabilirse o kadar başarılı olundu. Tabi ilk yarıda.

Sakız çiğnemesiyle Sir Alex Ferguson'un boku olmaya çalışırken elinde tesbih ile Berdiyev'in boku ile karışıp ortaya çıkan Ümit Özat ın şovları ile başladı 2. yarı. Takım sahadayken kenarda ciklet fallarını okuyarak dikkat çekmeye çalışmalar, çıkan futbolcusunu alınlarından öpmeler vs ile geçiyordu 2. yarı sahada Fenerbahçe hiç bir şey yapamazken.

Ardından hiç bkelenilmedik anda Caner Erkin, bu formayı üstümden alın ben buraya layık değilim diye haykırdı. Pardon Ankaragücü bir gol buldu. Komedi idi. Ardından Aykut Kocaman'ın oyuna müdahaleleri geldi. Stoch ve Semih girdi oyuna. Hareketlendi maç. Ama bana göre burda yapılan yanlış, Niang'tan vazgeçmemekti.


--3 haftadır kötü oynuyor bu delikanlı. Belki günler önce Aziz başkanın Anelka hakkında yaptığı açıklamaların bir benzeri yaşanıyor haberimiz yok. (Bilmeyenler için kısaca özet geçecek olursak, Anelka Fenerbahçe de top oynarken bir gün Aziz Yıldırım ile görüşmek ister. Aziz Başkan dan randevuyu koparan Anelka başkanın ofisinde sıkıntılarını dile getirir ve der ki "Ben gitmek istiyorum başkanım. Beni gönderin. Aziz başkan şok olur bunları duyunca. Hayırdır Anelka bi suçumuz kabahatimiz mi var? diye sorar ve Anelka cevap verir. Tabi ki hayır başkanım. Aziz Yıldırım tekrar sorar, paranı mı yatırmıyoruz, el üstünde mi tutmuyoruz seni? Anelka cevap verir, asla başkanım. gününden önce alıyorum paramı, kluple hiç bir sıkıntım yok. Aziz başkanın e peki neden gitmek istiyorsun sorusu üzerine "Ben burda futbol oynayamıyorum başkan. Benim için para 2. planda. futbol oynamak istiyorum ben ama her maç sonrası ayağım yara berelerle doluyor. her maç 3 kişi beni tutuyor, sürekli fauller sürekli kavgalar, sataşmalar. Ben futbol oynamak istiyorum" der Anelka ve kısa bir süre sonra ülkeden ayrılır) --

Niangta'da bu durum oluyor olabilir. Haklıdırda. Gül gibi Fransa'da oynarken, her maçı herkes kazanmak isterken, öyle bir ortamdan ezik yuvasına gelmek zor oldu onun için. Son 7 yılda hiç sakatlanmamıştı, geldi kaburgaları kırıldı, ayaklarında çürükler oluştu, delikler belirdi. Keza gelmeden önce Fransa'da son 4 yılda 140 a yakın maç yaparak istikrarını ve devamlılığını kanıtlayan DIA geldi 3 ayda 3 kere darbeye baglı sakatlandı. Federasyon hala stad dışındaki kavgalarla uğraşsın.

Ardından yine komedi şekilde gelen 2. golden sonra yapacak bir şey kalmamıştı ve son dakikada aslında 90 dakika boyunca 10 kere karşılaşılan pozisyonun benzeri ile gol bularak Fenerbahçe sahadan 2-1 mağlıp ayrıldı.

Trabzon ile puan farkı şuan 9. Ama sürekli bahsettiğim gibi. 21, 22. haftadan itibaren Trabzonspor ligde 5. liğe kadar geriler. Puan farkı sorun değil. Oyun ile alakalı sıkıntılarımda yok. Elbette oyunda sıkıntı var ama hergün üstüne koyan, hergün oyunun ağırlık merkezini daha ileriye taşıyan bir Fenerbahçe görüyorum. Ve sabır diyorum.

Gün destek olma günüdür.

We trust in İ could Coach a Man.

2 Aralık 2010 Perşembe

İşi abartıp eğlenceye dökmemiz güzel ama hala 100'de 70 teyiz

15.000 kişiden fazla bir topluluğun önünde EL'de her ne kadar rakip zayıf dahi olsa işi şovenizm noktasına getirmek Fenerbahçe için gecenin en önemli detayı, en lezzetli kremasıydı bana göre. Büyük takım olabilmenin ötesinde, siena maçında yapılamayan gibi büyük düşünmenin ve büyük gibi davranmanın önemi hat safhada bu sezon Fenerbahçe'de. Başlıkta da ufaktan belirttiğim gibi EL gibi bir kulvarda ne 100 de 100 lerde oynuyoruz ne 100 de 90 larda oynayabilecek kapasiteye sahibiz açıkçası. en azından bunu kabul etmeliyiz ya da kabul ederek başlamalıyız işe. Fakat en önemli nokta performansımız 100 de 70 lerde dahi olsa büyük düşünebilmeyi idrak etmeli takım. İşte o zaman sallanırken yıkılmamayı, 20 sayılardan geri dönmeyi, el yakan toplarda sonuca gitmeyi, anlık bir şekilde üzerlerine serpilen ölü toprağından sıyrılabilmeyi öğrenmişiz demektir. O sebepten dün gece yaşananlar takıma özgüven katması açısından çok keyifliydi.

Maç ile ilgili konuşabilecek çok fazla bir durum yok ama maçta ortaya çıkan Fenerbahçe istatistiklerini verip bir iki noktaya dikkat çekmek kâfi olacaktır.




*** Öncelikle maçın şova dönüşmesinden sonra yukarıda ki oyuncular listesinin 2. sırasında görünen Erbil EROĞLU ismi mutluluk verici. Hemen yanında görünen 08.38 dakika süre almış olması ise çok daha mutluluk verici. Henüz vira bismillah dediği maçta serbest atışları kaçırmayıp 2 de sayısı olsa çok daha kaymak olacaktı ama ne olursa olsun alt yapıdan çıkarttığımız bir oyuncumuzu EL'de 8 dakika oynatabilmek dahi güzel bir gelişme takım adına. O sebepten istatistik tablosu ile dikkat çekmek istediğim en önemli nokta bu idi.

*** Benim nezlimde istatistiklerde dikkat çekenler bölümünde 2. sırayı ise en aşağılarda yazan %65 sayısı alıyor. Her ne olursa olsun böyle bir arenada, hele ki moraller en üst düzeydeyken ve o an salonda bulunan her sarı laci yürekler keyifliyken 20 de 13 serbest atış üzerinde durulması ve nacizane kulakların çekilmesi gereken bir hadise olarak gözüme çarptı. Barcelona ile birincilik maçlarına çıkacağız diyoruz, her atılan yarım sayı dahi altın değerinde diyoruz aman dikkat.

*** Mutluluktan ayakları yere basmayan 15.000 den fazla seyircinin önünde kelimenin tam anlamıyla ayakları yere basmayan bir KINSEY seyretmek çok keyifliydi. Attığı 20 sayı dan ziyade aldığı 6 faul uçan adama şükranlarımızı göndermeye yetti bile. Allah sakatlıkları başından def etsin.

*** 1. periyot sonunda farkın 17, 2. periyot sonunda 20, 3. periyot sonunda 23 ve maç sonunda ki farkın 30 olması takımın oynadığı toptan keyif aldığını, laubaliliğin bu takımda yeri olmadığı bilinçlerine sahip olduklarını göstermesi ise başka bir dikkat çekici husus.

*** Kaya Peker'in Avrupa Ligi'nde ki 1000. sayısına ulaşmasından dolayı kendisine tebriklerimizi gönderip, henüz çiçeği burnunda evli, ve evlilik hayatının ilk maçında böyle bir galibiyeti eşine hediye edecek olan koca adam Oğuz Savaş'a bir omur boyu mutluluklar diliyorum.

*** Son ufak bir notta saat 19.30 sularında tv karşısında NTVspor u açtıgım andan maçın bitiş düdüğüne kadar keyifli bir şekilde, gerek yorumlarla, gerek sunumla, gerek kamera açılarıyla vs keyifli bir geceyi koltuguma kadar getiren NTVspor ekibi de en güzel maç performanslarından birisini sergiledi. Saolsunlar.

Darısı grup birinciliği yazılarına derken gecenin sonunda bize kalan en güzel fotoğraf ise 7'den 70'e Fenerbahçe temasını en çıplak haliyle gözler önüne seriyor.

Çok çok beğendim bu fotoğrafı:


Ne Mutlu Fenerbahçe'liyim Diyene...

Aralık ayı Fenerbahçe Maçları



15. hafta mücadelesinde ==> 05.12.2010 Pazar -- Fenerbahçe - Kardemir DÇ Karabükspor

16. hafta mücadelesinde ==> 12.12.2010 Pazar -- MKE Ankaragücü - Fenerbahçe

17. hafta mücadelesinde ==> 18.12.2010 Cumartesi -- Fenerbahçe - Sivas

Ziraat Türkiye Kupasında ==> 22.12.2010 Çarşamba -- Fenerbahçe - Bucaspor

28 Eylül 2010 Salı

Alex'le Sonsuza. (Üzgünüm bu gün)


Hakkında 1000'lerce yorum yapılan büyük kaptan hakkında ki yorumumda istatistiklerine vs. yer vermeyeceğim. Kaybedilen günlerde nasıl yanında olduysam kazanılan günlerde de yanında olmak adına bir iki kelime karalamak istedim sadece.

Maç sonu yaptığı basın toplantısında ilk kez kemiğime bıçak dokunmuş hissettim çünkü kaptan artık gideceğini ima ediyordu. kurduğu "ben artık sizden biriyim" "sözleşmemin sonuna kadar burdayım" "hoca ile sorunum yok futbolcu ile hoca arasında bu tarz şeyler olmamalı" gibi açıklamaları ile kanıksadım artık gideceğini. Belki minik bir olumlu anlamda komplo teorisi ile büyük kaptanın bu camiada belki bir antrenör, belki bir teknik direktör olmak istediği anlamını çıkarıp biraz kendimi telkin etmeye çalışsam alışmamışım bu hissiyata.


Düşünüyorum da

* O çıktıktan sonra Sarı Laci Çubuklu'nun 10 numarasını kim geçirecek sırtına ?
* Var mı şuan böyle bir kaptan ?
* Geçtiğimiz sene kara mayıs ayında o iğrenç günde locaya baktığımızda kameralara karnı burnunda haiyle hüngür hüngür ağlarken yakalanıp kamera karşısındakilerin içini burkan nur yüzlü, gözleri ile birlikte kalbide gülen içimizden biri bir kaptan first lady si bulabilecek miyiz tekrar ?
* Gol attıktan sonra -uzak kaleye dahi attığı gol sonrasında- kendi tribününe koştuğunda o tribündeki binlerce kişi O gittikten sonra hangi futbolcu için iki kollarını yukarı kaldırıp secdeye yatar gibi vücut diliyle konuşulacak ?
* Otobüslerden inip, kendi takımına serzenişte bulunan taraftar ile küfürlerle, itiş kalkışlarla tartışan kaptanlarında koca kafalarını dolaştırdığı şu ülkede kimn kıymeti bilinecek bu kadar ve O olmazsa kim parlayacak 30 milyon Fenerbahçe Cumhuriyeti vatandaşlarının kalbinin en kıymetli yerinde ?

Seni Çok Sevdim Kaptan. Senin Profesyonelliğini Sevdim. Öfkeden kalbimin dakikada milyonlar attığı maç sonrasında senin beyefendiliğinle ve yatıştırıcılığınla yatışmayı sevdim.

Ve artık bir konuyu daha kanıksamam lazım geldiğini şuan farkettim. Pierre Pare'miz gibi olacak sonun. Elbet hepimiz isteyeceğiz bu camianın içinden çıkmamanı, bu cumhuriyetin yönetiminde olmanı ama olmicak hacı. Olmicak. :( Gideceksin binlerce km uzaga ve gelmeyeceksin geri. :( Sana içeceğim bugun dev adam ve dua edeceğim gelmesin o yıl sonu.

7 Eylül 2010 Salı

İssiar Dia analizi üzerine


   Niang hakkında yazdığım yazı dan sonra bir de issiar dia ile ilgili yazı yazmak farz olmuştu. lakin issiar dia'nın Fenerbahçe'ye geldiği ilk günlerde "uludagsozluk.com" a bir iki şey karalamıştım zaten. aslında o zamanlarda sözlüklerde okudugum ve beni irite eden şeylerin ardından çokta detay verememiştim ama başarılı bir yazı olmuş ki çok çok güzel olumlu feedbackler olmuştu. Niang yazımında ilgi görmesinin ardından kendi Dia yazımı yine benim yorumlamam enteresan olacak gibi düşünüp yazmaya karar verdim.

  Öncelikle uludagsozluk te İssiâr Dia hakkında ne yazmışım hatırlatmak isterim.  

http://www.dailymotion.com/video/x2ylw3_issiar-dia_sport öncelikle unutmadan şunu şuraya koyalım. ülkede ne derece basiretsiz, bilmeden konusan, rekabetin pisliğini aortunda hisseten tipler olduğunu göstermiş 23 lük fransız futbolcudur.
dünyası sadece gördüğü yer kadar, gördüğü yer sadece dünya kupası ve şampiyonlar ligi ve ayrıca bir iki tane büyük lig olan ve futbolu bildiğini sanan öküzleri internet başına toplamıştır.
futbolcudan biraz bahsedecek olursak, hemen hemen herkes gibi fm, cm gibi pc oyunları sayesinde ilk kez 3 yıl önce tanıtmıştır kendisini bana. şu an tam hatırlamıyor olsam da 3 yıl önce bana kanal a ya da kanal b miydi neydi fransız ligini yayınlayan sikko kanalı izletmiş bir kaç futbolcudan birisidir. devamında sıkı bir takip gelmiştir tarafımdan issiar dia'ya. 
izledikçe 3 yılda neler görülmüştür peki?
-- daha ilk sıraya devamlılığı yazmak gerek diye düşünüyorum. beni her hafta sikko tv kanalına kitlemiş derken laf olsun diye söylenmiş değildir. birazcık araştırma ile bu durum şöyle açıklanabilir. bir futbolcu düşünün ki;
2006-2007 yılında 27
2007-2008 yılında 31
2008 2009 yılında 24
2009 2010 yılında 33 maç oynamıştır. yani 4 yılda 115 maç oynamıştır ki bu sayı neredeyse bir lig takımının oynadığıyla eş değerdir. yani ne sakatlanma ile başı beladadır, ne antrenman kaçırma ne de maç kaçırma sorunu vardır.
az önce ki istatistiklerde açıklandığı üzere 4 yılda oynadığı 115 maçta sadece 7 sarı kart 1 de kırmızı kart görmüştür. günümüz ülke futbolunun en büyüğü olan kart görme sıkıntısı ile 34 maçlık ligde 10 11 maçı kart dolayısıyla kaçıranların arasında parlayacaktır. unutma bu istatistiği: 4 yılda 115 maç 7 sarı kart 1 kırmızı kart
ısrarlar sadece sözlüklerde değil internet sitelerinde söylendiği üzere dia bir forvet değildir. bir sağ kanat oyuncusudur. hem de orta sahadan devşirme değil anadan doğma. buna artı olarak ihtiyaç halinde sol kanatta da kullanılabilmektedir.
fenerbahce için önemli noktalardan biriside sağ beki ile olan anlaşması. arkasında oynayan gökhan gönül ile anlaşması asla kapalı kutu değildir. iyi anlaşacaktır. fransa ligindeki maçlarında her maçta ortalama 5 6 kere sağ bekte pres yaparken, ordan top çıkartırken, orda pozisyon keserken ve top arası yaparken görülmüştür.
6 bucuk milyon euroya 8 milyon euroya alınması önemli değildir. önemli olan bu paranın 23 yaşında senegalli bir adama ödenmiş olmasıdır hem de 4 yıllıgına. hem de klube ödenen parada bu paranın içerisindedir. 
taraftara sorsanız derler ki ne zaman biz futbolcu alıp satacagız, ben bir tek okochayı ve balic i hatırlıyorum. e be hayvan, o zaman dia'ya neden laf ediyosun. ha adını bilmiyosun dimi o yuzden. tabi sen futbolun, taraftarlığın sadece kaymagıyla ilgilendiğin için değil mi? guti gelsin sana, quaresma, robinho, ronaldinho olsun di mi. alsın 20 30 milyon dolarları, christmasa gitmek için aralık ayında oynamasın, canı sıkılsın defolsun gitsin. ama o yıldız bunlar zaten gereksiz adamlar.
izlenildiğinde görülecektir ki en az yattara kadar ortega kadar yusuf şimşek kadar ayakları çabuk ve kolay çalım atabilen oyuncudur. çalım atabilip, fuleli adımlarıyla rakip oyuncusuna 20 metrede 15 metre fark atacak kadar da hızlıdır.
futbola açtır
şampiyonlar ligine açtır
55 bin kişinin önünde oynamaya açtır.
evet bazı hıyarlar taşak geçecektir ama siyahidir. appiahtan cok daha güçlüdür. adeleleri gözle görülebilir kadar sağlamdır. yorulmazdır.
nancy de tek eksiği emre ve alex gibi nokta pas atabilecek, koşu yoluna top atabilecek, kendisini defansın arkasına sarkıtabilecek futbolcu olmamasıdır. ki bunuda fenerbahçede bulmuştur.
eleştirmek adına yıllardır deividi itin götüne sokan tipitipler şuan fenerbahcenin sağ kanadında zaten 5 10 15 kişi var ne gerek vardı gibisinden açıklamalar yapmışlardır. fenerbahçenin sağ kanadında ne özer hurmacı vardır, ne deivid, ne mehmet topuz. hatta ve hatta ne de kazım kazım. bunların 4 üde forvet arkasından bozma sağ kanatlardır. fenerbahcenin sağ kanadı arkada gökhan gönül önde dia ya emanettir ve uçacaktır.
fenerbahçenin herşey yolunda giderse diger kanat arkadası stoch ile birlikte en az 30 40 milyon euroya satabileceği oyuncudur. allah yar ve yardımcı olsun.
finalede bir tane dia kontraatak, hız, çalım ve dayanıklılık (ki gol 70. dakikada geliyor) videosu koyup (http://www.soccerclips.net/videos/?title=bordeaux-1-2-nancy ) klişe ile bitirelim. sezon sonunda da burdayım


Peki ya aradan geçen 1 ayın ardından, hem şampiyonlar, hem de avrupa liginden elenmenin ardından görüşlerimden neler değişti, neler perçinlendi, neler yok oldu ?


- öncelikle kaçırılan şampiyonlar ligi ve uefa kupasında oynayamamasının hala derin acısını yaşıyorum. Mabeddeki youngboys maçına ilk 11 de çıkıp sağ kulvarı mehmet topuzdan 90, deividten 60, kazımdan 30 kat iyi kullanabildiğini bangır bangır bağırırken devamında geçirdiği sağlık herhalde en çok beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Zaten tüm kamp dönemince sakatlıklardan dert yanan bir camiaya gelen genç yeteneğinde direkt olarak sakatlanması ne enteresandı. üstelik yukarıdaki yazımda işin matematiğiyle bu adamın en kuvvetli yönünün devamlılığı olmasına dikkat çekmişken.

2006-2007 yılında 27
2007-2008 yılında 31
2008 2009 yılında 24
2009 2010 yılında 33 maç oynamıştır. yani 4 yılda 115 maç oynamıştır


- ilk yazıya giriş kısmında salladığım ve sürekli takipte olduğum iki elin parmağını geçmeyecek sayıda spor yazarının 180 derece dönüşleri en çok beni mutlu etmiştir. (bu adam kanat değil forvet, ayakları yere sağlam basmıyor, keiatanın yarısı etmez, niang'ın bonusu, aslında hızlı değil gibi )kişisel mail adreslerine ilk dönemdeki yazıları ve benim yazım tarafımdan 100 er kez mail olarak gönderilip altına sadece gülücük atılmıştır. 

- o dönemdeki görüşlerimin ve tahminlerimin (sakatlık hariç) doğru çıkması, Manisaspor maçının çok kısa bir bölümünde dahi olsa hızını, tekniğini ve takıma uyumunu ıspatlamış olması sevindiricidir. hatta o kadar hızlı olması bazen takım adınada olumsuzluk taşımaktadır. çünkü ortasahadan aldıgı topla sıfıra inip orta yapmaya hazırlanacak oldugu anda alex hala orta sahada, sğa kanat hala çizgide forvette hala etkili alana girememiş olmaktadır. işin şakası bir yana niang ile uyumu tüm camiaya ışık vermiştir.

- niangın araya paslarına, indireceği hava toplarına ve sırtı dönük aldığı toplara zamanında koşu yapabilmesi
- alex ile 2 ye 1 e girmesi
- sıfıra indiğinde topu çıkarmak için alexin her zaman 2 direğin arasına koşmasını ezberlemesi
- gökhan gönül'ün bindirmelerde ne gibi pozisyonlarda nereye koştuğunu avcunun adı gibi bilmesi

şu an için benim kendisinden en büyük isteğimdir. 

31 Ağustos 2010 Salı

Okan ALKAN'ın yaş 18 de; Ya diğerleri..

Manisaspor maçı ile karşılaştık bu yetenekle. Birazcık spor bilgisi olan herkes Sn. Aykut Kocaman'ı sonuna kadar tebrik etti zaten bu hareketinden sonra. Benim doğrularıma görede Aykut hocanın bu hamlesi tam yerinde bir müdaheleydi. Sağ bekte Bekir İrtegün'ü ya da Mehmet Topuz'u görmektense Okan'ı görmek hoştu tüm renktaşlar için.

Aslında Okan için söylenecek çok şey var. Kendine olan özgüveni, 40 metreden isabetli şut çıkarması ve bu sorumluluğu alması, önünde Niang, solunda Alex, arkasında Emre varken çalım atarak, adam eksilterek sıfıra inme çabası takdire şayan hareketlerindendi. Defansif anlamda maçın bir pozisyonunda ters kademeye girmesi, boyu kısa olmasına rağmen başka bir pozisyonda tam yerinde olup kafaya çıkmaya çalışan forvetin dikkatini dağıtması futbol bilgisini, nerde durması gerektiğini bildiğini kanıtlayan görüntülerdendi. Yine başka bir pozisyonda sağ bekte rakip baskısını yemişken topa basarak rakibi bakkala gönderip 2 ye 1 le hızla hücuma çıkması onun için extra güzel özelliklerdendi.

  Boyunun çok kısa ve elvan abeylegese ile omuz omuza mücadelede yerde kalan taraf olacagı gerçeği düşünülerek ufak bir hatırlatmamı yaptıktan sonra Okan için güzel konuşmaya devam edebilirim.

Hocasının maç sonrası röportajında, gayet mütevazi bir şekilde yaptığı ve benim çok çok hoşuma giden
Sevapları kendisinin olsun, günahlarını biz çekmeye hazırız. 
cümlesi Okan'ın ne derece şanslı olup, hayatının fırsatının ayağına geldiğini gösteriyor. Aynı şekilde bu fırsatları çoğaltabiliriz. şu röportajında da kendisinin belirttiği gibi roberto carlos tarafından veliaht gösterilmek, carlos ile aynı takımda bek oynamak, maçtan önce alex in kendisini tüm takım huzurunda ayakta karşılayıp, yanına kadar gidip, hoşgeldin demesi gibi şanslardan da bahsedebiliriz. Yine bir şanstan bahsedebiliriz ki (aslında bu şans tamamen bir yazı konusu) ilk maçında taraftarsız bir sahada oynamasıydı o da. Daha önce ki yazımda belirttiğim gibi Fenerbahçe Cumhuriyeti vatandaşlarına bir şeyler oluyor son günlerde ve yaptığı ilk hatada ve omzunda hissettiği o gereksiz yapılan baskının altından kalkamayabilirdi o gece.

  Bu gün camianın üzerindeki kara bulutların az da olsa dağılmasında 18 yaşındaki bir gencin rolü varsa bunun takım adına olumlu bir gelişme olduğunu düşünebiliriz.

  Herkesin dilinde Okan genç yetenek, yeni gururumuz, yaşı çok küçük o yüzden destek olmamız lazım, attırdığı golden sonra hepimiz yanına koşup omuzlara almalı, O'na o özgüveni vermeliyiz gibi düşünceler takım ve yazarlar tarafından düşünülüp uygulanıyor. Bu çok güzel ama bu noktada benim hatırlatmak istediğim daha doğrusu üzerinde durulması muhakkak bir kaç husus var.

    Camia olarak Okan'a yaşından ve takıma yeni katılmasından dolayı omuzlar açılmış, göğüsler gerilmiş, kol kanat olunmuşken Fenerbahçenin çok olumlu yönde değişen transfer politikası gereği yapılan ileriye dönük, takıma para kazandıracak, Fenerbahçemizin geleceği olacak, Aykut hocamızın bize ve Fenerbahçe tarihine bıraktığı miras olacak diğer yeni oyuncularımızı unutmak ne derece doğru. Yeni pırıl pırıl yeteneklerimize sahip çıkma vaktidir vakit diyerek daha spesifize ediyorum olayı.

  Buyrun sayalım;

Sarı Saçlı Laci Gözlü
Miroslav Stoch:
  1992 doğumlu Mardin'den kopmuş gelmiş bir Okan Alkan'a tüm bu destekler gösterilip göğüs gererken 1989 doğumlu, Slovakyalardan bambaşka bir ülkeye, bambaşka bir gelenek göreneğe, bambaşka bir yaşam tarzına, belki de bambaşka damak tadına yaşam standartına sahip bir ülkeye henüz 20 yaşında gelmiş, sarı saçlı laci gözlü bu canavara aynı desteği gösterebilecek miyiz?   Yoksa sadece ismi ahmet mehmet değilde stoch olduğu için bu 25 milyon yürek bu adamdan her maçı kurtarmasını, her maç 2 asist 4 golle oynamasını, sıfır hata ile maçı çıkartmasını, attığı her pasın adrese, çektiği her şutun kaleye gitmesini mi bekleyeceğiz? ve bunlar gerçekleşmezse eğer çarmıha mı gereceğiz ?

 Aynı destek, aynı hataları görmezden duymazdan gelme, aynı kol kanat bu pırpır için de gösterilmeli ve bilinmeli ki biz dünya yıldızı olarak getirmedik stoch'u buraya. 3'e alıp 43 e belki 53 e satabilecek bir oyuncuyu, Fenerbahçenin değişen sisteminde kilit noktalardan olacak futbolcuyu, kaleye top taşıyıp, adam eksiltip, çalım atıp, şut çekecek bir canavar aldı fenerbahçe. Allah sonunu hayır etsin.

Peki Ya;

  İssiar Dia:
Siyah İnci
  İçimizden biri olarak görüp sarıldığımız 1992 li bizim Okan'ımıza sarıılırken 1988 doğumlu Siyah İncimizden de harikalar yaratmasını mı bekleyecek yoksa aynı mütevaziliği Dia mızada gösterebilecek miyiz? En ufak hatasında nerden buldular bu topçuyu, Havaalanında binlerce kişi omza aldı diye böyle oldu hep, Türkiye'de bundan 100 tane bulurum tarzı sergen yalçınvari açıklamalarla baskı altına mı alacağız. Young Boys maçında dakika 45 te kaçırdığı golü Okan Alkan kaçırsaydı aynı anlayışı gösterebilecekmiyiz ? bir yandan Okan Alkan'ımıza, Ertuğrul'umuza, Gökay'ımıza sarılırken, onların desteğe ihtiyaçları var bilincindeyken henüz ondan sadece 3 yaş büyük ve az önce stoch için saydıgım zorluklar ile mücadele etmeye çalışan bu İnci'ye aynı desteği verebilecekmiyiz.

Ya da:

  Caner Erkin:
Can' Er
  Okan Alkan'dan sadece 3 yaş büyük 1988 li Caner Erkin'e. Aslında Caner'in durumu üstteki iki takım arkadaşına oranla daha zor olduğunu biliyor muyuz? Kuşkusuz hepimiz biliyoruz ki Türk olmasından kaynaklı olarak kredisi daha az Caner'imizin. Aslında sorulacak tek soru var. Eğer ki Manisaspor maçında 50.00 taraftar olsaydı Caner Niang a attırdığı golde sorumluluğu alıp defanstan topla çıkıp 2 kişiyi oyundan düşürüp Niang'a o muazzam pası atabilecek cesarette olabilecek miydi?  En az Okan kadar kol kanat gerilmeye ihtiyacı olup Fenerbahçenin ilerdeki 7 8 yılında bizimle olabilecek bir topçumuz, komutanların yanında can'dan oynayan Er'imiz caner erkin. Unutacak mıyız bunu?

ve ya

  Mert Günok:
  1989 doğumlu yetenek. maçlarda göstermiş olduğu özveri ve takıma verdiği güvenle en az Okan kadar haketmiştir göğüs gerilmeyi, ilk hatasında yuhalanmamayı, yediği ilk hatalı golde omuzlarına tonlarca ağırlıktaki baskıyı yüklememeyi.

ve daha niceleri.

  Fenerbahçe değişen vizyonu ile geleceğini kurma çabasındadır. 30 yaş üstü çok büyük tecrübelerin (kalede Volkan, defansta Lugano, orta sahada Alex ve Emre, forvette Niang) yanına seriştirdiği ve Fenerbahçeyi geleceğe taşıyacak bu 18 lik 19 luk 20 lik futbolcular ile bir bütün olup zamanında Paul le Guen'in Lyonda buna benzer strateji ve futbolcularla(fransada oynamış topçular) yaptığı  bu değişime ve gelişime lütfen köstek olmayın.

Kulaklara küpe,stadlara slogan olan İslam Çupi felfesi ile Fenerbahçe büyüklüğünün kupa ve şampiyonluk büyüklüğü olmadığını her daim hatırlayarak:

Hep Destek, Tam Destek

demenin tam vaktidir.

In Trust We " I Could Coach A Man" !!

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Beni Yak, Kendini Yak, Mamadou Niang

  Yüzlerce yazı yazılmıştır bu cengaver hakkında ama bende yazamadan edemedim. Hatta kendi kendime bir oyuna girişip geldiği ilk an yazdıgım yazımı yayınlamadım. 2 3 hafta geçsin bakalım dogru teşhis edebilmiş miyim diye düşünmüştüm ama bugün kü Manisaspor maçı cuk oturdu gözlemlerimi yazdığım yazının üstüne.

  Diyelim ki 20 tane kalbur üstü teknik direktörü çağırdınız ve onlara "bir forvette hangi özellikler olması gerekir? "diye soru sordunuz. Şimdi bakalım bu soruya nasıl cevap verirler.



  Kuvvetle muhtemel bunların yüzde 100 ü de forvet özellikleri listesinde ilk sırayı bitiricilik özelliğine vereceklerdir. Nice forvetler gördük 1.50 boyu olupta nice işler yapan ya da tam tersi nba yıldızı gibi görünüpte hiç bir iş beceremeyen bal yapmayan arılar. Burda konuyu başlığa getirdiğimizde Manisaspor maçında attığı 2. gol ile bitiricilik becerisini hepimize göstermiştir bu cengaver.

  20 teknik direktörümüzün forvet özellikleri listesinde 2. sırada güçlü olma özelliği olacaktır. Şu an iyi forvetler sayıldıgında bunların hepsinin ortak özelliğinin de güçlü, adaleli futbolcu tipleri olacaktır. bknz Didier drogba. Yine topu bu konuda Mamadou Niang'a atacak olursak Manisaspor ve Paok maçları göstermiştir ki bu cengaverde insan üstü güç var. 3 rakiple birlikte hava topuna saldırıp ayakta kalan tek oyuncu olması, 2 3 rakibi arkasına takıp top saklayabilmesi gibi özellikleri ile bu adam güçlüdür de. Hatta ve hatta nba de amare stoudemire sakatlansa yerine koyarsın kimse de farketmez. Görüntü olarakta aynılar zaten.


  Geldik listemizin 3. sırasına. Globalleşen ve takımlar arasında ki uçurumların azalması sürecinde duran toplar takımlar için muhteşem bir silah olmuştur, daha da olacaktır. Bu golleri atabilmenin anahtarıda hava hakimiyetleri çok yüksek forvetlerdir. bknz: miroslav klose. Ve yine Manisaspor maçları gösterdi ki bize bu adam hava toplarında da hakimiyeti var. Gerek attığı kafa golüyle, gerek defansla birlikte çıktığı hava toplarında topu takım arkadaşlarına indirmesiyle hava toplarında ki hakimiyetini ıspat etmiştir. Hatta maçın sonlarına doğru Emre'nin muazzam ortasına tekrar gayet sağlam kafa vurusunu yapmıştır fakat gol yapamamıştır. Aslında o kalitede futbolcunun bu golu yapması gerekirdi lakin maçın 85. dakikası olması, önce Trabzonda patates bile yetişmeyecek (!) sahada 90 dakka üst düzey mücadele, arkasından 120 dakikalık travma ve ardından seyircisiz bir maçta 85. dakikada o kafa şutunun içeri sokmamasını anlayışla karşılayabiliyorum.

  Hazır hava toplarından vs bahsetmişken arada geçen bir anahtar kelimeyede bir paragraf açmak lazım gerekir ki o kelimede Zamanlama'dır. Bir forvet için yine olmazsa olmaz özelliklerden birisidir takdir edersiniz ki. Yine Manisaspor maçı üzerinden konuyu Niang'a bağlayalım. Evet attığı gol. Caner Erkin'in hakkını teslim ettikten sonra Niang'ın attığı bitiricilik golünün öncesinde defansın arkasına kaçışnda ki zamanlaması, 3 maçta çok nadir ofsayta yakalanması, hava toplarında zamanında topa gitmesi bu özelliği açıklayacak örneklerdendir.

   Son olarak iyi forvet özelliklerinden püf nokta olanı da savunmada yapabilmesidir. blogumuzun alt yazısı olan "en derin hücum savunmadır" kelimesini harfiyyen gerçekleştirmesi de bu cengaver için en
 önemli özelliklerinden birisidir. Savunma adamını kovalamasıyla, alanları kapatmasıyla, neredeyse her topta ortasahadan kaleciye kadar bir hiç uğruna, sadece acaba kaleciye topu düzgün kullandırtmayabilirmiyim? düşüncesiyle koşmasıyle ortasahaya yardımcı olmakta, aynı zamanda ofans sırasında hucumda top tutarak ta defansa yardımcı olması ve nefes aldırması yine tüm taraftarların gönlünü fethetmesi için önemli özelliklerindendir.



  Şimdiye kadar hem en kral forvetlerde hem de Niang'ta olan ortak özellikleri hatırlayacak olursak
1- Bitiricilik
2- Güç
3- Hava toplarına hakimiyet
4- Zamanlama.
5- Savunma yapabilme

  Bu temel özelliklerinin yanına extra özellikler serpiştirilecek olursa

  Gerek duvar olabilme özelliği, gerek kanatlara akdar inip oyunu açma yeteneği, gerek oyunu okuyabilme yeteneği, topla birlikte çok ince dönüşleri ve estetik görüntüsü ve çalım atabilip adam eksiltebilmesiyle bu adam bir cengaverdir hem de lider olabilme özelliğine sahiptir ve bu adam harbi topçudur, kral forvettir.

  Umalım ki ortama ayak uyduracağına, ortamı kendisine uydurur bu adam. ve yine umalım ki Türkiye'de oyunun farklı oynandığını, takımların aslında oynatmamaya çalıştıgını, nice kaypak teknik direktörlerin 10 kişiyle defansta kalıp bunun üstüne sertlikle, bileklere çalışarak rakibi yıldırma politikası izlediğini çabucak görür ve ona göre guardını alabilsin.

  Solda stoch, sağda dia, arkada alex, onlarında arkasında emre, topuz(christian) en arkada gökhan gönül ve santosla birlite uçacaktır, beraberinde uçuracaktır hepimizi.

  Ateşinle bizi yak, kendini yak Mamadou Niang..

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Fenerbahçe'nin bu günlerde önündeki en büyük engel taraftarıdır.


İstanbul'dan 1000 km uzakta yaşamak zorunda olmanın en büyük dezavantajlarından birisi de 5 yaşından beri gönül verdiğin takımına istediğin her an ulaşamamak, kombine alarak yardımcı olamamak, büyük günlerde tüm maç günü öncesi ve sonrasıyla mabed etrafında o muazzam havayı tenefüs edememek olsa gerek. Ama tüm bunlardan çok daha önemlisi ise okyanusun ortasında fırtınayla boğuşan kocaman insanların, kaptanların ve tüm mürettabatın yanında olamamaktır. Birileri okyanusun ortasında gemisini limana getirmeye çalışırken karşılaştıgı devasa dalgalar ile boğuşurken o görüntüleri tv den ya da kıyıdan izlemek ne acı.

Tüm bu acılar yetmezmiş gibi o dalgalarla boğuşan geminin içinde olupta kılını kıpırdatmayanları, görevlerini yerine getirmeyenleri, yarardan çok zarar getirenleri gördükçe o acıya nefret ve sinirde karışmakta.

Mayıs 2010 da yaşanan travmanın etkisi büyüktür pek tabi ki. Ama dünyanın sonu mudur? Kapanmayacak yara mıdır? Öldük mü? Bittik mi?

Yaşanan o kazadan sonra toparlanmaya çalışan insanlar mevcut Fenerbahçe yönetimi içerisinde. Ölü toprakları dağıtılmaya çalışılıyor, enkaz yığınları toplanıp yerine tertemiz binalar dikilmek isteniyor. Bunun bilincine varılmalı öncelikle. Alışılagelmiş olduğu üzere her yeni gelen yılda hali hazırdaki apartmanı dinamitle patlatıp yıktıkan sonra aynı enkazı temizlemeden aynı zemin üzerine binalar dikilmeye çalışıldı bu güne kadar hep.

Gün yeni gündür artık. Bir usta ile tanıştık geçiğimiz aylarda. Gelir gelmez dedi ki:
Ben bu yıkık dökük molozların üzerine bina mı dikmem. Önce bunları temizleyeceğim. Daha sonra temelini sağlamlaştırmak için zeminden en az 20 metre aşağı inip ta oralardan başlayacağım beton döküp sağlamlaştırmaya. Bu 20 metrelik temeli sapasağlam hale getirdikten sonra en kaliteli malları kullanarak, mahallemin bulunduğu iklim şartlarına en uyumlu malları kullanarak dikeceğim gökdelenimi. 
Tüm bunları yaparken komşularımla iyi geçinmeyi asla unutmayacağım diye de ekledi bu usta.

İşte işin başına gelir gelmez öncelikle mental anlamda yapılan bir dolu gelişmeler, o dönemde henüz elde bir done olarak hiç bir şeiyn görünmemesiyle birlikte yapılan ruhsal temizlikler bu sebeptendi. Kocaman adam dedi ki, sökün atın içinizde kalan her bir yıkık dökük halinizi. Zor olacak elbet ama temizleyin eskiden kalma gereksiz çöplerinizi. Herkese en ön saftan yardım etti. Bir şekilde kurtuluyoruz sırtımızda ki kamburlardan. Atıyoruz onları çöpe. Def ediyoruz başımızdan.
Daha sonraki adım ise 20 metre derine inip temelleri oradan sağlamlaştırmaktı. Bu operasyonun hala devam ettiği ve süre daha devam edeceği kuşkusuz. o kadar derinlere inmeye sebep neydi peki ? Cevap basit aslında. Üzerine ne kadar muhteşem malzemelerle devasa binalar dikerseniz dikin temel sağlam değilse eğer yıkılmaya mahkumsunuz. Ciddiyetten bahsetti usta Antalyaspor maçının ardından lig tv muhabirine. Biraz daha yorumlayacak olursak b cümleyi, Ciddiyetimizi korumalıyız, maç seçmemeliyiz, Fenerbahçe'nin büyüklüğünü kavramalıyız, bu işin çocuk oyunacağı olmadığını, hiç bir şeyin Fenerbahçe'den büyük olamayacağını bilmemiz lazım dedi kocaman usta. isminiz ne kadar büyük olursa olsun 45 te de çıkarsınız, tribünde de oturursunuz, kulübeyede hapsolursunuz diye göz korkuttu. Tabi ki bu temel atma işlemi hemen 1 ayda yapılacak bir olay değil. belki bazen 6 ay, belki 1 yıl, belki 2 yıl sürecektir ama Fenerbahçe'nin önündeki en az 100 sene taşıyacak bir temel olacaktır.

Hemen Akabinde bir yandan temel atma işlemleri güçlendirilirken bir yandan da bina malzemelerinin en kalitelileri, en işe yarayanları alınıyor bir bir. daha sonra detaylı bir şekilde u malzemelerin incelemelerini yine bu adreste bulacak olmanız mümkün.

Konuyu başlıkla bağdaştıracak olursak, on yıllardan beri süre gelen bir alıkanlığımızın oldugunu kabul etmemiz gerekir. Sabırsızız, kolay dolduruşa geliyoruz, paramızla her şeyi satın alacağımızı düşünüyoruz ve her istediğimiz anında olsun istiyoruz. Kimilerimiz abartıp işi döneklik unsuruna kadar da taşıyabiliyor.

Yakın geçmişe çok kısa bir göz attığımızda gördüğümüz tablo şu:

Köln'de Galatasaray derbisi:
İstanbul'dan ve dolayısıyla 1 paragraf yukarıda bahsettiğim seyirci profilinden uzak, takımını özleyen, fubolu oyun halinde görmeyi başarmış, sabırlı, hep destek tam destek diyen, futbolcuya "yenilirseniz de sorun değil, sizi gördük ya, o formanızı ıslattınız ya, çubukluyu gururla taşıdınız ya yeter" düşüncesini aktarabilen taraftarın gözleri önünde çıktı sahaya.
Sonuç 1-1 galibiyet.

Deplasman da Young Boys maçı:
yine Köln'dekiler ile aynı profili taşıyan taraftarlar vardı kaç adet oldukları önemsiz. ister 1 olsunlar ister 1000. 8 9 oyuncusundan yoksun, yeni temel atmaya çalışmak gibi daha önemli uğraşlar içinde olan bir takımla dahi maça hızlı başlandı. Öne geçildi vs vs ve sonuç  İki maç oldugu düşünülürse ilk maçta deplasmanda 2-2 lik beraberlik. Yani başarı.

İçerde Young Boys maçı:
Bu konuya değinmeden geçmek istiyordum sinirlerime biraz daha sakin olmak adına ama dayanamadım. deplasmandan cebe konan gollü beraberliğin ardından Fenerbahçe yeni sezonda ilk kez taraftarı karşısına çıkmış. Sahada stoch ve dia da var. taraftarın gazının yerinde olması açısından her şey sorunsuz. Ama gelin görün ki bundan henüz 2 3 yıl önce 90 da Genç(!) Semih'in attığı gol ile 3-2 kazanılan maçı, chelsea maçlarını, Inter maçlarını görmüş yaşamış koltukların üzerlerinde bu kez başkaları oturuyor gibi sanki. Hiç bir Allah'ın kulu bana bu maçta geriye düştüğümüzde ve hatta 10 kişi kaldığımızda dahi susan taraftarı açıklayamaz. Bayrama kadar kavgamı eder haklı da çıkarım sonunda.90+4 te atılacak bir golle dahi turu atlayacak taraf olmamız gibi bir durum söz konusu iken futbolcu ıslıklayan taraftardır gözümde hiç olan, ezik olan, yazıklar olsun olan.Aynı şekilde Mayıs 2010 da trabzonspor maçında da kanının son damlasına kadar savaşmayıp son 20 dakka susan taraftarda. Bu konu hakkında bi 20.ooo karakter yazı daha yazabilirim lakin sinirlenmek istemediğimden başlangıç konusuna devam ediyorum.

Mabedde Antalyaspor maçı:
Sorunsuz taraftar profili önünde 2 maçınıda başarıyla atlatmış bir Fenerbahçe taraftarı olmadan ne yapabilecekti soruları ve tedirginliği arasında çıktı maça. Aman yarabbi o nası top oynamak. (bu konuyada daha sonra ayrı bir yazı yazılacak) ve sonunda gelen 3 puan. 5 dakkada beşiktaş gitmiş 30 dakkada antalya gelmiş yerine sanki. Bu yüzden deplasmanda ki Paok maçından, deplasmandaki Trabzonspor maçından ve içeride ki seyircisiz manisa maçlarından korkmuyorum.

Her defasında bu tür seyircisiz maçlarda spikerlerden şu cümleyi duymak klişe al almıştı. "binlerce taraftar stadın dışından seslerini futbolculara duyurmaya çalışıyor". Ama hatam varsa affedin bu sefer duymadım böyle bir anons ve almadım haberlerini, görmedim fotoğraflarını.Size neler oluyor renktaşlar.
---0---

Evet tekrar sölüyorum, inanarak söylüyorum, haykırarak söylüyorum.. Fenerbahçe'nin sorunu taraftardır.
İlk girizgah cümlemde de söylediğim üzere işin mutfağına uzağım o sebepten çok hakimiyetim yok lakin bu birazda avantaj benim için. tıpkı labirentin içinde olan bireyin 3 yanı duvar iken o labirente yukardan bakan bizlerin işin çıkış yolunu çoktan görmemiz gibi.

Unifeb'in tribün faaliyetlerini durdurmasının sebebi nedir?
Tribün liderlerinin taraftar ile aralarındaki sorunlar nelerdir?
Bu işin, başkanın tribün liderlerine gönderdiği beleş biletler ile alakası var mıdır? varsa mert olunabilecek midir? mert olunursa bu nasıl taraftarlıktır.
Aziz Başkandan memnun olmayan taraftar grupları var mıdır? istekleri nelerdir?

gibi sorunlar kuşkusuz ki mevcutken olan fenerbahçe'ye olmaktadır.O sebeptendir ki taraftardan uzak olan her maçta başarı gelmektedir. Lakin taraftar önünde oynanan son 2 maçın 1inde şampiyonluğu kaybedip, diğerinde şampiyonlar ligine katılmayı kaybetmiştir çubuklum.

Devir destek olma devridir, devir kardeş olma devridir. o gemi kurtarılacak, o gemiyi kocaman kaptan getiricek bu sakin sulara. ama hep birlikte çalışmak gerek. sabırlı olmak gerek. güven duymak gerek.
Başarı Ayrıntılarda Gizlidir.

Yine Yeni Yeniden...

Son 5 yılda Fenerbahçe adına yaşanan 2 büyük travmanın ilkinin bünyemde çok acı yer etmesinden sonra bıraktığım bir çok sosyal mecra işlerinden bir taneside spor yazarlığını bırakmak olmuştu sayın okur.

O dönemlerde gerek üniversite yıllarının ilk baharı olmasından mütevellit boş zamanın bol olmasından, gerek fanatizm skalamın en uçlarında (şu an ki fanatizmimin neredeyse 3 katı) bulunmamdan, gerek bir şeyler karalamanın yoğun hevesimin doruklarda olmasından dolayı gerekse de bilgisayara olan bağlılığın, site yapmanın zevkine kapılmanın, kodlarla, photoshopla uğraşmanın eğlencesini blog üzerinde paylaştıgım görsellerin hepsinin özgün olmasının keyfiyle daha fazla yaşayabilmek amacıyla fenerbahçe merkezli spor yazmanın büyüsüne kapılmıştım.

Her şey çok güzel giderken, yazı yazabilme yetimin artmasını gözlemlerken, sitemin takipçilerinin artmasının derin mutlulugunu yaşarken, o dönemde ki yazılar sayesinde local anlamda mecmualara, dergilere yazılar göndermeye başlamışken ortaya çıkan bazı özel yaşanmışlıkların ardından sadece yazılara odaklanmışken, girişte bahsettiğim travma en keskin bıçakların kemiklerime dayanmasına vesile olmasıyla bıraktığım yazarlık şeysine yine şu günlerde hem fenerbahçesel hem de özel hayatımda ki sebeplerden ötürü dönmüş bulunmaktayım.

Arada geçen daha doğrusu kaybolan dönemde yazı yazmaya olan özlemimi bir şekilde daha küçük çaplı ortamlarda, ekşisözlükte vs. doldurmaya çalışmak hiç bir şekilde tatminkar değildi. Yaşananları biraz da Fenerbahe'ye bağlayacak olursak Aragoneslerin, 2. Daum dönemlerinin yaşandığı dönemde tünelin sonunda en ufak dahi bir ışık görmemekten ortaya çıkan isteksizliklerde baş gösteriyordu. O dönemlerde ki Fenerbahçe, yazmayı bırakın insanda sokağa çıkma, gazete okuma, internette dolaşma şevkini dahi tamamen kırıyordu.

Ayrıca bir diğer hususta artık günümüzde paylaşım ortamları, yazılarınızın yayılım gücü, belki de önünüze koyduğunuz hedeflere ulaşmanın kolaylığı ve cezb'i o dönemlerdekinden gökhan gönül ile saRbi misali kat be kat üstün.

Ama artık özlem hat safhada. Az önce bahsettiğim tünelin ucunda görülen ışığı boşverin, tünelden çıkmak üzereyiz bile. Kürkçü dükkanı misali aydınlık, mutlu günlerin dönüp dolaşıp yine bizi bulacağını hissetmek hiçte güç değil.

Böyle bir dönemde, herşeye 0 dan başlamak heyecanlı çok. Yazıları ise kendi şahsi domainim üzerinden değil de blogspot üzerinden paylaşma durumu ise geçicilik arz etmekte. Olası bir heves kaçması durumunda ziyan olup beni kahredecek emeklerin rahatsız edici levellarda olmaması isteğiyle ve işlerimin biraz yogun olması sebebiyle ortaya çıkan durumdan ibaret.

Şimdiden belirtilmesi gereken hemen hemen tüm yazıların okunmayacağını bildiğim halde çok çok uzun ve özgün olacağı dipnotuyla birlikte, 0 dan tanınmaya başlamak ve yazılarla ateşi söndüremeyecek de olsak safımızı belli etmek adına "artık sahaya çıkma" vaktidir diyorum.
Yine yeniden aranızda bulunmak kıvanç verici.
Mutlu Günler Dilerim.

Yorumlar

Yorumlar