analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2010 Pazartesi

X 'e değer verilecekse o değer ancak heykeli dikilmiş Ale-x olur.

Gönülleri bu denli fethedebileceğini kimler tahmin edebilirdi ki İstanbul'a ilk geldiği zaman. Brezilyalıydı, 10 numaraydı, muhteşem tekniği vardı, Konfederasyon kupasında bize gol atmıştı falan filan.
Sonra minik minik parıltılar vermeye başladı. ve ilk parıltısını slolom bir golle İstanbulspor ağlarına gönderirken "sanki" dedirttirdi tribünlere. 
Ve o günlerden bu günlere..
Aslında hakkında Şu yazımı yazmıştım blogda. O yazıyı yazarken gelinebilecek son nokta budur tarzında bir yazı olmuştu ama nafileymiş. alex alessandro de souza yine yanılttı bizleri. Hayır bitmedi, daha bunlar ne ki diyor bağıra çağıra bizlere. Müthiş.


Gol sevinçlerindeki çığlıklarının içinde parlayan o gülümseyle karışık göğsünü parçalarcasına yumruklamasıydı kendisini onu göklere çıkarmamızın sebebi ve bu denli bir sevgiyi ilk yaşamamızdandır o sevgiye ad koyamamak, lakap takamamak.


Yazının ilk başında söylediğim İstanbulspor a atılan golden sonra bugune kadar tam 6 yıl geçmiş aradan.  


2 kere şampiyonluk vermiş bu takıma
4 kere lig ikinciliği olmuş. 2 si son dakika travması ile
4 kere de Türkiye Kupası finaline çıkmıştır.


rekor kırma rekorunu kıran comandante
Hazır yeri gelmişken söylemekte fayda var.
 Bu nevi şahsına münhasır pırlantanın elleri arasında Türkiye Kupasını görmek bu sene şampiyonluktan çok daha önemli olmak üzere benim bünyemde. Hakediyor. Lütfen artık alın şu kupayı, lütfen artık "dünyanın en çok rekor kırma rekorunu kıran comandante"nin ellerinde görelim o kupayı. Bu hasreti bitirmek ona yakışır efendiler.



Ve bir öneri:
Nba Tv sayesinde minikliğimden beri üzerimde yeşeren bir basketbol bir nba sevdası hakim. Gece 4 lerde uyanıp, mp3 player ın kulaklığını usulca tv ye takaraktan maç izlediğimiz günlerdi. Soğuk odada battaniyeye sarılarak. Ekrana gelen bir görüntü alır götürürdü o üşümeyi, ürpertiyi.


Yer Steples Center. Maç başlamak üzere. Helikopter kamerasından ve aktive kameradan bir çekim. Stad önü. Ve orda bir heykel. Magic Johnsson heykeli. ve altında bir takım bilgiler.
Son baharda hissedilen bu soğuğu magic johnsson üzerimden almışken artık aralık sonu geldi. hava buzz. Ve yine nba tv. Bu kez yer chicago.  Yine stad önü. Ve işte alevlenmeler. Smaca hazırlanan bir Micheal Jordan heykeli. Ve altında tek tek tüm tarihi başarıları, hikayeleri.


Futbol sadece futbol değildir.
İlkokul çocuklarının dahi diline maskara olmuş imparatorların agzından dökülen  -its the football thats the football- saçmalığının aksine futbol sadece futbol değilse ve bu adamın sadece bir futbolcu olmadığını her bünye yana yakıla kabul ediyorken artık efsaneleştirilmeli. Stadın önüne heykeli dikilmeli efendiler.


18 yaşında gökayların, okan alkanların, mert günokların heyecandan titreye titreye geçtiği kapılardan alev püskürmeli içlerine. Ve öğretilmeli o futbolculara oynamaya başlayacakları, formalarını ıslatıcakları takımın büyüklüğü. Ve öğretmenin yolu ancak onlara efsanelerini iyi tanıtmakla mümkündür.


Kızı istiklal marşı okuyan bir efsanedir o, 3 günlük tatili görünce amerika'ya kaçan(!)lara inat her dakikasında İstanbul'u, Türkiye'yi yaşayan bir efsanedir o, çocuğu çifte vatandaş olsun diye hamile kaldığında doğum için Avrupalara gidenlere inat ligin son maçında şampiyonluk kaçınca karnında ki bebeğini düşürme tehlikesiyle karşı karşıya kalıp gözyaşları içinde hastaneye kaldırılan yengemizin eşi olan bir efsanedir o.











13 Aralık 2010 Pazartesi

Türk Futbolu: 2 - Kötü Oyun: 1

Dün akşam maçın ilk devresinde aslında iyi oynadığını sanan bir Fenerbahçe vardı kar'ın asla yakışmadığı Ankara'da. Ortaya çıkan istatistiklere aldanmadan objektif şekilde yorum yapıldığı takdirde aslında koca bir 45 dakika boyunca saman alevi gibi parlama sıkıntımızın devam ettiğini açıkça gözler önüne seren toplamda 3 ya da 4 kere sıfırdan gelen orta ve 2 tanede başarılı şutu (Niang - Baroni) saymazsak Ankaragücü kale sahasının yayının önünde sürekli 4 kişinin paslanmasını izledik. Top Caner'den Christian'a geldi, O'ndan Emre'ye, Emre'den sağ kanada Gökhan Gönül'e. Arada bi Topuz topu alıp Lugano'ya veriyordu, Lugano'ya yaklaşan Alex tek topla tekrar Caner'e ya da Emre'ye dönüyordu. Hatta bu sürede Lugano falan da rakip sahada yay civarında paslaşmalara katılıyordu. Düşünün ki o kadar yani.



Bunun adı topa sahip olmak olabilir. Evet biraz da su kaçıracak olursak Barcelona'nın yaptığı da bu idi. Tek fark Barcelona'da topun başı dönüyordu oraya buraya gitmekten. İnanılmaz derecede yüksek hızda ve sertlikte yapılan bu gereksiz(!) paslar rakip defansın öncelikle sinirlerini bozuyordu, konsantrasyonunu dağıtıyordu, futbolcular yoruluyordu. Ama dünkü Fenerbahçe'de işler öyle değildi. Az önce yazdığım bu pas trafiği İstanbul trafiğinden daha yavaş akınca hem topun canı sıkılıyordu hem de eskiden bal yapmayan arı şimdi çiçek bile bulamıyordu.

Elbette bu konuda maçın tüm faturasını buna kesmek doğru olmaz. Hemen yukarda Barcelona'yı överken üzerinde durulmayan bir konuda Barcelona bunları yaparken karşısında futbol anlamında dik, oynamak isteyen, adam gibi takımlar olmakta. Ve burda bi iddaa, bir büyük söz. Alın o Barcelona'yı getirin Türkiye Ligi'ne rezil rüsva olur. Messi ligin ilk 3 ayında 4 kere sakatlanır 1 hafta oynar, David Villa'nın kaburga kemikleri kırılır, eyyamcı hakemlerden dolayı penaltıları vs bilerek verilmez, kemik sesleri futbolcuların kulaklarını sağır eder ve maçın 50. dakikasından sonra bir taç atışında bile 50 saniye zaman geçiren rakip karşısında sinirler allak bullak olur. Birde top rakipteyken, rakip kendi kale önünde 6 7 pas yaparken tribünlerden gelen "oley" sesleri eşliğinde futbolcuların laubali hareketleri ile çıldırırlardı. Ne 6 haftada 26 gol atabilirlerdi ne de bir maçta 958 pas yapabilirlerdi.


Böyle bir Ankaragücü vardı dün Fenerbahçe'nin karşısında. İlk yarı 10 değil, tam 11 futbolcusuyla 20 metre de oyun oynayan bir takımdı. İleri uç elemanı dahi kendi sahalarının ortalarında vs idi. Böyle bir oyunda kanatlardan yıkmak gerekirdi, kanatlara inildi gökhan gönül ve dia ile sıfırdan ortalar yapıldı ama gol olmadı. Uzaktan şut çekmek gerekirdi. Uzaktan şutlar çekildi baroni ile niang ile tehlikeli olundu fakat gol stoch'un şutunda dönen topu tamamlayan Niang'tan geldi. Ya da ceza sahası önünde 2 ye 1 ler yapılmalıydı, olabildiğince denendi ama 11 kişi arasında ne kadar başarılı olabilirse o kadar başarılı olundu. Tabi ilk yarıda.

Sakız çiğnemesiyle Sir Alex Ferguson'un boku olmaya çalışırken elinde tesbih ile Berdiyev'in boku ile karışıp ortaya çıkan Ümit Özat ın şovları ile başladı 2. yarı. Takım sahadayken kenarda ciklet fallarını okuyarak dikkat çekmeye çalışmalar, çıkan futbolcusunu alınlarından öpmeler vs ile geçiyordu 2. yarı sahada Fenerbahçe hiç bir şey yapamazken.

Ardından hiç bkelenilmedik anda Caner Erkin, bu formayı üstümden alın ben buraya layık değilim diye haykırdı. Pardon Ankaragücü bir gol buldu. Komedi idi. Ardından Aykut Kocaman'ın oyuna müdahaleleri geldi. Stoch ve Semih girdi oyuna. Hareketlendi maç. Ama bana göre burda yapılan yanlış, Niang'tan vazgeçmemekti.


--3 haftadır kötü oynuyor bu delikanlı. Belki günler önce Aziz başkanın Anelka hakkında yaptığı açıklamaların bir benzeri yaşanıyor haberimiz yok. (Bilmeyenler için kısaca özet geçecek olursak, Anelka Fenerbahçe de top oynarken bir gün Aziz Yıldırım ile görüşmek ister. Aziz Başkan dan randevuyu koparan Anelka başkanın ofisinde sıkıntılarını dile getirir ve der ki "Ben gitmek istiyorum başkanım. Beni gönderin. Aziz başkan şok olur bunları duyunca. Hayırdır Anelka bi suçumuz kabahatimiz mi var? diye sorar ve Anelka cevap verir. Tabi ki hayır başkanım. Aziz Yıldırım tekrar sorar, paranı mı yatırmıyoruz, el üstünde mi tutmuyoruz seni? Anelka cevap verir, asla başkanım. gününden önce alıyorum paramı, kluple hiç bir sıkıntım yok. Aziz başkanın e peki neden gitmek istiyorsun sorusu üzerine "Ben burda futbol oynayamıyorum başkan. Benim için para 2. planda. futbol oynamak istiyorum ben ama her maç sonrası ayağım yara berelerle doluyor. her maç 3 kişi beni tutuyor, sürekli fauller sürekli kavgalar, sataşmalar. Ben futbol oynamak istiyorum" der Anelka ve kısa bir süre sonra ülkeden ayrılır) --

Niangta'da bu durum oluyor olabilir. Haklıdırda. Gül gibi Fransa'da oynarken, her maçı herkes kazanmak isterken, öyle bir ortamdan ezik yuvasına gelmek zor oldu onun için. Son 7 yılda hiç sakatlanmamıştı, geldi kaburgaları kırıldı, ayaklarında çürükler oluştu, delikler belirdi. Keza gelmeden önce Fransa'da son 4 yılda 140 a yakın maç yaparak istikrarını ve devamlılığını kanıtlayan DIA geldi 3 ayda 3 kere darbeye baglı sakatlandı. Federasyon hala stad dışındaki kavgalarla uğraşsın.

Ardından yine komedi şekilde gelen 2. golden sonra yapacak bir şey kalmamıştı ve son dakikada aslında 90 dakika boyunca 10 kere karşılaşılan pozisyonun benzeri ile gol bularak Fenerbahçe sahadan 2-1 mağlıp ayrıldı.

Trabzon ile puan farkı şuan 9. Ama sürekli bahsettiğim gibi. 21, 22. haftadan itibaren Trabzonspor ligde 5. liğe kadar geriler. Puan farkı sorun değil. Oyun ile alakalı sıkıntılarımda yok. Elbette oyunda sıkıntı var ama hergün üstüne koyan, hergün oyunun ağırlık merkezini daha ileriye taşıyan bir Fenerbahçe görüyorum. Ve sabır diyorum.

Gün destek olma günüdür.

We trust in İ could Coach a Man.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Eskitaş: 2 - Beşikşehir: 0 (Maç yazısı)

Maç hakkında konuşulacak en önemli olay göklere çıkarılan Bernd Schuster efendinin davranışlarıydı yine. Maç önüyle, maç sonrasıyla.

Fenerbahçe - Batmansporla batman halkı için oynadığı maçta bile maç yapılacak şehre sabah 8 de ulaştığı düşünüldüğünde dünkü maçta yaşananlar hayret vericiydi.

Beşiktaş İstanbul'dan eskişehire saat 10 uçağı ile hareket etmişti. Futbolun artık sadece futbol olmadığının farkına varamayan bir teknik direktör var karşımızda. Bir futbolcunun sabah saat 10 da uçağa binmesi için kaçta uyanması gerekiyor sayın schuster. En geç 6 da. Hazırlanıcak, Ne kadar becerebilirse maç günü kahvaltısını yapacak, İstanbul trafiğinde -haberler de kar, kış, trafik- haberleri ayyuka çıkmışken havaalanına varacak. belki de 1 saat havaalanında bekleyecek ve uçağa binecek. (şu an maça 10 saatten daha az bir süre kaldı bile) Uçağın eskişehire varması, orda havaalanında beklenmesi ve ardından otele yolculuk vs vs vs. Ne zaman tekrar dinlenecek bu adamlar, ne zaman öğle yemeği, ne zaman stada hareket, ne zaman dinlenme.

İşini benimseyip, önemseyen takımlar ellerinden gelse 3 gün önce gidecekler deplasmana. Oranın havasına alışmak, bünyenin rakım değişikliği ile uyuşması, yenecek yemekler, futbolcu moralizasyonu, futbolcunun konsantresinin her daim max seviyede tutulması gibi gibi sebeplerden ötürü.

Olmuyor Sayın Schuster. Turkiye ligini çok küçümsüyorsunuz ve bu bi yerlerinizde patlıyor farkında değil misiniz? Sizi baya bi allayıp pullamışlar belli. Elinizde artık insanların yüzünü cevirip bakmayacağı, samanyolundan milyon ışık yılı dışında olan 2 3 tane yıldıza sahipken bu denli "ben bu ligin en iyi takımıyım, ben çalışmasamda futbolcular kazanır zaten" tavırları siz hariç tüm siyah beyaz gönüllere acı veriyor.



Önce çıkıp bir laf ettiniz "Türkiye'de 60 lı yılların futbolu oynanıyor" diye. 3 gün sonrasında Galatasaray maçında aynı topu oynayıp kazandınız. Ondan 1 hafta sonra da Bursaspor'a da aynı strateji uygulayıp kazandınız. Lütfen tutarlı davranınız.

Eskişehir maçının 90 dakikası ile söyleyecek çok fazla bir şey yok çünkü 2 takımında ne oynamaya çalıştığını anlayamadık dahi doğru dürüst. Bir yanda futbolcusu topu ayağına aldıktan 2 3 saniye sonra ne yapacağına karar veren dağınık bir beşiktaş, diğer yanda tipik Bülent Uygun takımı olma yolunda ilerleyen ve gazla çalışan bir eskişehirspor.

Batuhan'ın savurganlığı ve laubaliliği, Tello'nun ben beleşe transfer olacak adam değilim haykırışları, kaleci Cenk'in bu takımın 1 numarasıyım çığlıkları, deli ibo'nun sıfıra inip topu gene geri orta sahaya çıkarması derken maç bitti.

Akıllarda Guti'nin sarı kart isterken gördüğü 2. sarıdan kırmızıya çalan pozisyonu kaldı. Bu konuya şu şekilde yorum getirebilirim:
Geçen hafta Beşiktaş - Bursaspor maçında Volkan Şen alkış hareketinden sonra kart görüyorsa -işin en azından standartı olsun bari- düşüncesi ile Guti'ninde bu sarı kartı görmesi şarttı. Kuralmış, eski adetmiş, bir tek bizde varmış işleri beni enterese etmiyor. Ben kitabını okur, ona göre yorumumu yaparım. (Ha derseniz ki kitapta yanlış yazıyor, o zaman sonuna kadar hemfikirim.) Ama dünkü hareketten sonra Guti'yi infaz etmek saçma olacaktır. Çünkü Bünyamin Gezer'i İspanya'ya gönderseniz ve sadece "tavuk döner al" deseniz, cafeye gittiğinde en az 20 dakika boyunca derdini el kol hareketleriyle anlatmak isteyecektir. İşte burada ortaya çifte standart çıkıyor. Türk futbolcu ellerini arkada kelepçeleyip, hakemin yanına kadar koşup -kart yok mu hocam?- cümlesini sarf etmesi sarı kartla cezalandırılacak bir hareket değil. Fakat bunu bir yabancı oyuncunun yapması mümkün değil. Çünkü Türkçe bilmiyor adam. Derdini bu şekilde anlatıyor. Birde işin şu noktası var. Bir futbolcu klasik biçimde sarı kart isteme hareketini yapmasa da atıyorum baş parmağını serçe parmağı ile birleştirip elini havaya sallasa yine mi sarı kart? komik.. Çok araştırdım gece boyu Türkiye Liginde sarı kart isteme hareketi yaparak sarı kart gören oyunculardan kaç tanesi Türk kaç tanesi yabancı. Fakat bulamadım böyle bir bilgiyi. Tahmin ediyorum yüzde 80 lere varan bir yabancı hakimiyeti görülecektir.

Velhasıl kelam;

Tribünleriyle, bandosuyla, şehriyle, takımıyla, coşkusuyla kim ne derse desin Türkiye ligine keyif verirken son yıllarda düşüşe geçmesinin ardından bizleri üzen bir takımın eskiye dönüş sinyallerini aldığımız bir maç oldu. Karşısında ise beşikte uyuyan bir takım.

Ve başlığım ortaya çıktı:

Eskitas:2  - Beşikşehir:0

7 Eylül 2010 Salı

İssiar Dia analizi üzerine


   Niang hakkında yazdığım yazı dan sonra bir de issiar dia ile ilgili yazı yazmak farz olmuştu. lakin issiar dia'nın Fenerbahçe'ye geldiği ilk günlerde "uludagsozluk.com" a bir iki şey karalamıştım zaten. aslında o zamanlarda sözlüklerde okudugum ve beni irite eden şeylerin ardından çokta detay verememiştim ama başarılı bir yazı olmuş ki çok çok güzel olumlu feedbackler olmuştu. Niang yazımında ilgi görmesinin ardından kendi Dia yazımı yine benim yorumlamam enteresan olacak gibi düşünüp yazmaya karar verdim.

  Öncelikle uludagsozluk te İssiâr Dia hakkında ne yazmışım hatırlatmak isterim.  

http://www.dailymotion.com/video/x2ylw3_issiar-dia_sport öncelikle unutmadan şunu şuraya koyalım. ülkede ne derece basiretsiz, bilmeden konusan, rekabetin pisliğini aortunda hisseten tipler olduğunu göstermiş 23 lük fransız futbolcudur.
dünyası sadece gördüğü yer kadar, gördüğü yer sadece dünya kupası ve şampiyonlar ligi ve ayrıca bir iki tane büyük lig olan ve futbolu bildiğini sanan öküzleri internet başına toplamıştır.
futbolcudan biraz bahsedecek olursak, hemen hemen herkes gibi fm, cm gibi pc oyunları sayesinde ilk kez 3 yıl önce tanıtmıştır kendisini bana. şu an tam hatırlamıyor olsam da 3 yıl önce bana kanal a ya da kanal b miydi neydi fransız ligini yayınlayan sikko kanalı izletmiş bir kaç futbolcudan birisidir. devamında sıkı bir takip gelmiştir tarafımdan issiar dia'ya. 
izledikçe 3 yılda neler görülmüştür peki?
-- daha ilk sıraya devamlılığı yazmak gerek diye düşünüyorum. beni her hafta sikko tv kanalına kitlemiş derken laf olsun diye söylenmiş değildir. birazcık araştırma ile bu durum şöyle açıklanabilir. bir futbolcu düşünün ki;
2006-2007 yılında 27
2007-2008 yılında 31
2008 2009 yılında 24
2009 2010 yılında 33 maç oynamıştır. yani 4 yılda 115 maç oynamıştır ki bu sayı neredeyse bir lig takımının oynadığıyla eş değerdir. yani ne sakatlanma ile başı beladadır, ne antrenman kaçırma ne de maç kaçırma sorunu vardır.
az önce ki istatistiklerde açıklandığı üzere 4 yılda oynadığı 115 maçta sadece 7 sarı kart 1 de kırmızı kart görmüştür. günümüz ülke futbolunun en büyüğü olan kart görme sıkıntısı ile 34 maçlık ligde 10 11 maçı kart dolayısıyla kaçıranların arasında parlayacaktır. unutma bu istatistiği: 4 yılda 115 maç 7 sarı kart 1 kırmızı kart
ısrarlar sadece sözlüklerde değil internet sitelerinde söylendiği üzere dia bir forvet değildir. bir sağ kanat oyuncusudur. hem de orta sahadan devşirme değil anadan doğma. buna artı olarak ihtiyaç halinde sol kanatta da kullanılabilmektedir.
fenerbahce için önemli noktalardan biriside sağ beki ile olan anlaşması. arkasında oynayan gökhan gönül ile anlaşması asla kapalı kutu değildir. iyi anlaşacaktır. fransa ligindeki maçlarında her maçta ortalama 5 6 kere sağ bekte pres yaparken, ordan top çıkartırken, orda pozisyon keserken ve top arası yaparken görülmüştür.
6 bucuk milyon euroya 8 milyon euroya alınması önemli değildir. önemli olan bu paranın 23 yaşında senegalli bir adama ödenmiş olmasıdır hem de 4 yıllıgına. hem de klube ödenen parada bu paranın içerisindedir. 
taraftara sorsanız derler ki ne zaman biz futbolcu alıp satacagız, ben bir tek okochayı ve balic i hatırlıyorum. e be hayvan, o zaman dia'ya neden laf ediyosun. ha adını bilmiyosun dimi o yuzden. tabi sen futbolun, taraftarlığın sadece kaymagıyla ilgilendiğin için değil mi? guti gelsin sana, quaresma, robinho, ronaldinho olsun di mi. alsın 20 30 milyon dolarları, christmasa gitmek için aralık ayında oynamasın, canı sıkılsın defolsun gitsin. ama o yıldız bunlar zaten gereksiz adamlar.
izlenildiğinde görülecektir ki en az yattara kadar ortega kadar yusuf şimşek kadar ayakları çabuk ve kolay çalım atabilen oyuncudur. çalım atabilip, fuleli adımlarıyla rakip oyuncusuna 20 metrede 15 metre fark atacak kadar da hızlıdır.
futbola açtır
şampiyonlar ligine açtır
55 bin kişinin önünde oynamaya açtır.
evet bazı hıyarlar taşak geçecektir ama siyahidir. appiahtan cok daha güçlüdür. adeleleri gözle görülebilir kadar sağlamdır. yorulmazdır.
nancy de tek eksiği emre ve alex gibi nokta pas atabilecek, koşu yoluna top atabilecek, kendisini defansın arkasına sarkıtabilecek futbolcu olmamasıdır. ki bunuda fenerbahçede bulmuştur.
eleştirmek adına yıllardır deividi itin götüne sokan tipitipler şuan fenerbahcenin sağ kanadında zaten 5 10 15 kişi var ne gerek vardı gibisinden açıklamalar yapmışlardır. fenerbahçenin sağ kanadında ne özer hurmacı vardır, ne deivid, ne mehmet topuz. hatta ve hatta ne de kazım kazım. bunların 4 üde forvet arkasından bozma sağ kanatlardır. fenerbahcenin sağ kanadı arkada gökhan gönül önde dia ya emanettir ve uçacaktır.
fenerbahçenin herşey yolunda giderse diger kanat arkadası stoch ile birlikte en az 30 40 milyon euroya satabileceği oyuncudur. allah yar ve yardımcı olsun.
finalede bir tane dia kontraatak, hız, çalım ve dayanıklılık (ki gol 70. dakikada geliyor) videosu koyup (http://www.soccerclips.net/videos/?title=bordeaux-1-2-nancy ) klişe ile bitirelim. sezon sonunda da burdayım


Peki ya aradan geçen 1 ayın ardından, hem şampiyonlar, hem de avrupa liginden elenmenin ardından görüşlerimden neler değişti, neler perçinlendi, neler yok oldu ?


- öncelikle kaçırılan şampiyonlar ligi ve uefa kupasında oynayamamasının hala derin acısını yaşıyorum. Mabeddeki youngboys maçına ilk 11 de çıkıp sağ kulvarı mehmet topuzdan 90, deividten 60, kazımdan 30 kat iyi kullanabildiğini bangır bangır bağırırken devamında geçirdiği sağlık herhalde en çok beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Zaten tüm kamp dönemince sakatlıklardan dert yanan bir camiaya gelen genç yeteneğinde direkt olarak sakatlanması ne enteresandı. üstelik yukarıdaki yazımda işin matematiğiyle bu adamın en kuvvetli yönünün devamlılığı olmasına dikkat çekmişken.

2006-2007 yılında 27
2007-2008 yılında 31
2008 2009 yılında 24
2009 2010 yılında 33 maç oynamıştır. yani 4 yılda 115 maç oynamıştır


- ilk yazıya giriş kısmında salladığım ve sürekli takipte olduğum iki elin parmağını geçmeyecek sayıda spor yazarının 180 derece dönüşleri en çok beni mutlu etmiştir. (bu adam kanat değil forvet, ayakları yere sağlam basmıyor, keiatanın yarısı etmez, niang'ın bonusu, aslında hızlı değil gibi )kişisel mail adreslerine ilk dönemdeki yazıları ve benim yazım tarafımdan 100 er kez mail olarak gönderilip altına sadece gülücük atılmıştır. 

- o dönemdeki görüşlerimin ve tahminlerimin (sakatlık hariç) doğru çıkması, Manisaspor maçının çok kısa bir bölümünde dahi olsa hızını, tekniğini ve takıma uyumunu ıspatlamış olması sevindiricidir. hatta o kadar hızlı olması bazen takım adınada olumsuzluk taşımaktadır. çünkü ortasahadan aldıgı topla sıfıra inip orta yapmaya hazırlanacak oldugu anda alex hala orta sahada, sğa kanat hala çizgide forvette hala etkili alana girememiş olmaktadır. işin şakası bir yana niang ile uyumu tüm camiaya ışık vermiştir.

- niangın araya paslarına, indireceği hava toplarına ve sırtı dönük aldığı toplara zamanında koşu yapabilmesi
- alex ile 2 ye 1 e girmesi
- sıfıra indiğinde topu çıkarmak için alexin her zaman 2 direğin arasına koşmasını ezberlemesi
- gökhan gönül'ün bindirmelerde ne gibi pozisyonlarda nereye koştuğunu avcunun adı gibi bilmesi

şu an için benim kendisinden en büyük isteğimdir. 

Yorumlar

Yorumlar