Konyaspor karşısında Pazar gecesi televizyon başında izleyipte mabedde olamadığım için kahrolduğum ender maçlardan birisiydi bu. Chelsea, Inter gibi maçlarıda görmeme rağmen Konyaspor gibi kazanmanın çok yüksek olduğu maçta taraftarın sazı eline alması çok güzeldi. O ambiyansta o havayı soluklamamak ciddi anlamda perişan etti beni. Hele ki son 4 - 5 yıllık periyoda bakıldığında ligin en üstteki 7 8 takımına 1 puan dahi vermeyip sezon sonunda küme düşen takımlara verilen 4 yada 6 puanları hatırladıkça taraftarın futbolculara verdiği ""biz maç seçmiyoruz sıra sizde"" mesajı çok doğru şekilde verildi kanaatindeyim.
Gözümüze çarpan ve rötüş gerektiren 3 5 şeye geçecek olursam,
2 gündür Stoch için üzülüyorum ve sanırım bu üzüntüm uzun süre geçmeyecek.
Malum geçtiğimiz hafta blogların kapalı olması sebebiyle buraya yazmak için çok şevkim olmadığı için twitter üzerinden dile getirmiştim düşüncelerimi. Pazar günü oynanacak maç için salı gününden başlamıştım stoch oynamalı diye. Taraftarı görünce motivasyonunu extra katlayan bir özelliğe ve duygusallığa sahip bir oyuncu. Ayrıca devre arası Antalya kampında futbolculara yüklenen güç ve kondisyon artık yavaş yavaş tükeniyor ki bu durum normal. 15 gün sıkı bir şekilde çalışıldı ve ekmeği 2 aydır yeniyor. Bu olayı stoch ile bağlayacak olursam, normal şartlar altında çok kötü oynayan bir Konyaspor'u zorlu viraj öncesinde evinde yakalamışken rotasyona girmek en mantıklısıydı. Stoch'u kaybetmek üzereydik, taraftar stoch'u özlemişti, yerine oynayan DIA 'da yorgunluk emareleri görülmeye başlamıştı ve ibre stabil hale gelmeye başlamıştı. Dinlendirilmesi halliceydi. Maç öncesi TV karşısında resmen resmi ilk 11 i bekledim çok heyecanlı bir şekilde ve sol kanatta stoch adını görünce bildiğin yüksek sesle "oleyy be, aykut hocasın, cansın" diye bağırdım.
Maç boyu toplu yada topsuz oyunda stoch'u seyrettim sadece. Yaptıgı her hücum preste ben mutlu oldum, yanımdakiler onu alkışladıkça ne masumane duygularla ben onu sahiplendim, göğsüm kabardı. Çok savunmuştum çünkü onu vakti zamanında. kaçırdığı gollerde ondan çok üzüldüm ama bir dönem oyundan çıkarken Alex'i sadece Aziz başkanın, hemde ayakta alkışlaması gibi her kaçırdığı golde ayakta alkışladım. Somurtkanlıkları başlayan güruha bende 2 ay halısahada bile top oynamadıktan sonra boş kaleye bile kaçırıyorum dedim. Korudum. Avrupa'da attığı uzaktan şut golü ile zaten belli etmişti hamurunu ama sonra ki maçlarda şutları taça çıkmaya başladığında bile destek olan ben, şutlar kaleyi bulmaya başladığında, kalecinin üstüne gitmeye başladığında gördüm o gelişmeyi. Daha ömründe bir kere bile topa vurmamış, ortaokulda lisede üniversitede amatör top oynamamış insanların eleştirilerine kulak asmıyorum çünkü o haleti ruhiyeyi bilmelerini beklemiyorum. Patlama yapmak isteyen oyuncunun, hayır ben bu değilim, ben aslında bundan çok çok çok daha iyi topçuyum mesajı veren oyuncunun halinden anlıyorum çünkü. O goller kaçacak. Ayak topa alışacak, ayak önündeki kaleye alışacak ki isabet gelsin. hücum pres, 2 ye 1'ler, Adam eksiltmeler, bacak araları, çalımlar, Caner'e yardım etmeye çalışma falan derken son vuruşları dikkate almadığında hali hazırda bir chelsea oyuncusuydu izlediğim. Bu noktada kaptana hakkını teslim etmek gerek tabiki. "sana güveniyorum, bu maç seninle oynayacağım, senin üstüne oynayacağım, seni pozisyonlara sokacağım, her defans arkası koşuda topu sana atacağım" mesajını aldım ben. belki de sadece bana öyle geldi.
Ama 2-3 dakika stoch izlerken bir basit pas hatasını gördüm ve bişe var dedim yanımdaki arkadaşlara. Derken spikerden ses duyuldu. Dia eşofmanlarını çıkartıp formasını giyiyordu. hemen etkilendi sarı saç laci göz. Ve Melih Şendil'den şu cümle duyuldu ekranlarda. "Tedirgin tam isabetli kelime stoch için".
Tedirgin olmasamıydım, nasıl olmayacaktım ki. Tam havamı yakalamış, kaçırdığım gollerden sonra taraftarlardan alkış ile destek almışken sahadan çıkmak neydi şimdi. 7 8 haftadır bekliyordum. Taraftar gaza gelmişti. Koşuyordum, Çırpınıyordum, gerekirse çift dalıyordum. o goller kaçtığında hanginiz bendan daha çok üzülecekti ki. O laci gözlerden kendisine nasıl sövdüğü hissediliyordu çünkü. Oynasaydım be 90 dakka hocam.. Haftaya Dıa ile başlayacaksın biliyorum ama oynasaydım. Gol atsaydım, ayağımda ki prangaları sökseydim. Haftaiçi çok çok daha fazla çalışsaydım, taraftarın bana inancı zedelenmeseydi, yem olmasaydım taraftara. Hem bak Dia girdi oyuna ne oldu. Top artık Konya'ya geçti. Caner zorlanmaya başladı, Konya kendi sağından gelmeye başladı, Niang top kaybetmeye başladı be hocam. Çok özlemişim futbol oynamayı, çok özlemişim taraftarı. Neden çıkarttın hocam. yorulmuş olsam dahi zorlasaydım kendimi. Kondisyon yükleseydim. Çimin kokusunu bile bi başka özlemişim hocam. Çıkartmasaydın keşke.
Muhtemelen buna benzer duygulardaydı Stoch ve maç sonu lig tv'ye röportajında "kalecide sanki mıknatıs vardı derken ki o sesindeki çocukluk, o üzüntü, o pişmanlık, o titrek ses tonu, ama herşeye rağmen surattan eksik olmayan gülücük. Tabi ki olayı dejenere etmiyorum ama konu stoch oldugunda anladığın üzere biraz hassas oluyorum sayın okuyucu. Ve Aykut hocama sormak isterdim "Hocam ne düşündünüz de maç dakikasına bu kadar çok ihtiyacı olan Stoch'u kenara aldınız ? diye.
Velhasıl kelam yanlışların ilk 2 maddesine ( Stoch'un çıkması yanlıştı ve artık yavaş yavaş Antalya.2da yüklenen güç bitiyor aman dikkat) değindikten sonra gelelim 3.süne.
Fenerbahçe maçı kopartamıyor.
Fenerbahçenin 2. yarıda oynadığı son 8 maçı şöyle:
* Antalyaspor - Fenerbahçe : 0-1
* Fenerbahçe - Geçnlerbirliği : 2-1
* Fenerbahçe - Trabzon : 2-0
* Manisaspor - Fenerbahçe: 1-3
* Fenerbahçe - Kayserispor : 2-0
* Beşiktaş - Fenerbahçe : 2-4
* Fenerbahçe - Kasımpaşa : 2-0
* Gençlerbirliği - Fenerbahçe : 2-4
* Fenerbahçe - Konyapsor : 2-0
Son 6 maç üstüste olmak üzere ligin ikinci yarısında oynanan maçların sonuçlarında dikkat çekici bir nokta var. Hepinizin gördüğü üzere Fenerbahçe son 6 maçını 2 farklı üstünlükle kazanmış. İddaacıların diliyle handikaplı kazanmış. Peki bu durumda benim açımdan olumlu bir durum mu var olumsuz durum mu var ? Tabiki kazanmayı olumlu sayıcaz ama Fenerbahçe 2 farkı bulduğu maçların hiç birisinde maçı 5 e 6 ya götüremiyor diye de bir tez yürütmek akli. Özellikle içerdeki Kasımpaşa ve Konyaspor maçlarında 2 farkı erken bulmuşken o farkı 4 e 5 e taşımak gerekli. Elin oğlu 2 farka ulaşınca bilin ki o maç yüzde 99 dört beş farkla bitecek. Burda Aykut Kocaman'ı tabiki eleştirmiyorum. Bu saha içinde futbolcuların spontane şekilde skora gösterdikleri reaksiyonlarla alakalı. Yoksa bu 8 maçta toplanan 24 puanın en az 10 unun Aykut Hoca'nın oyuncu değişiklikleri sayesinde geldiğini görmeyecek kadar futbol yoksunu değilim.
Bir başka pürüz ise Fenerbahçe'nin defans göbeğinde. Lugano ve Yobo ile muhteşem bir defansa sahipken bunlardan birinin aksaması ile düştüğümüz sıkıntılar gözler önünde. Ne bekir, ne ilhan, ne de bilica bu ikilinin yarısı kadar top oynuyor. Muhakkak istekli ve arzulular. Ellerinde ne varsa hepsini vermeye, Ne kadar ter damlaları varsa hepsini mabedin çimlerine akıttıklarını biliyoruz ama ellerindeki olanlar yetersiz işte. Ama artık bu kalan 9 maç bu ekiple gidecek. O sebepten gerek antrenmanlarda gerek skoru bulduğumuz maçlarda, gerekse de hazırlık maçlarıyla(!) bu geride bekleyen 3 oyuncumuzuda zinde tutmamız gerekiyor. Çünkü çok yüksek ihtimalle sarı kart sınırına yaklaşan yobo ve muhtemelen kalan 9 maçta 4 sarı kart görecek Lugano en az 1 er maç daha kaçıracaklardır. hele ki son dönemeçlerde bireysel defans hatasıyla yenecek akıl dışı bir gol bizi bizden alır uyarmak istedim.
Bu sarı kartlar olağan pozisyonlarda görülebilir buna hiç bir itirazım yok yalnız futbolcuların yüklendikleri liderlik psikolojisiyle, yüksek özgüven ile yaptıkları hatalar ve -şu ana kadar hiç rastlamadığım- şımarık davranışlar ile görülmesi şuan için en olmayacak şey gibi duruyor deyip 4. prüz maddesine bağlıyorum. Heralde şuan Fenerbahçeli futbolcular yerinde olupta özgüven yüklenmemek, biraz da olsa havaya girmemek, kendilerini olduklarından bir gömlek daha üstte görmemek imkansıza yakın bişeydir. Dünyanın her noktasındaki her takımın her futbolcusunda olacak bir şeydir çünkü malumunuz onlar birer robot değil insanlar.
Ama zamanın behrinde bu tarz lakayıt davranışlar ile puanların kaybedilmesi en acı olanı olur heralde. Bu konuda yoğunluk sırasına göre Yobo, Santos, Volkan, Topuz ve Dia'dan korkuyorum ilk 11 oyuncuları içerisinde. Lütfen konuşulsun, lütfen daha önce bu tarz davranışlar ile yediğimiz goller ve sonunda kaçırdığımız şampiyonluklara mal olan maçların videoları seyredilsin. Yine belirtmek isterim ki takım bu havaya girmiş demiyorum, ayrıca takım bu havaya girerse çok aptallardır da demiyorum haşa. Bilakis bu duygu düşünceye kapılmanın çok olağan olduğunu söylüyorum. Hatta 3. madde de 2 yi yakalamışken neden fark 4 e 5 e gitmez konusu ile de bir bağ içerisinde olduğunu düşünüyorum.
Önümde ki karalama kağıdında prüz anlamında 6-7 madde var ama şuan uzunluktan dolayı yazınında okunulabilitesini kaybetmemesi açısından majör olanları sıralamak kafi diye düşünüyorum. Umarım bu noktalara dikkat edilir ve kayıpsız geçilen şubat ayının ardından ilk hedef olarak şu yazımda da bahsettiğim üzere Mart ayını da kayıpsız atlatırız.
Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder