şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şampiyonlar ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2011 Perşembe

Şampiyonlar Ligi 2. maç günü. Gruplarda son durumlar.

   
   


Şampiyonlar liginde 2. hafta maçları geride kaldı. Sadece 1 tanesini izleyebildiğimiz 16 keyifli maç içerisinde çoğu maç beklendiği gibi sona erdi. Sürpriz sayılacak maçları Basel'i konuk eden Manu'nun 2-0 öndeyken 2-3 mağlup duruma düşüp son dakika da cantona'nın kulaklarını çınlatarak 3-3 ü yakalamasını, Shaktar'ın evinde galibiyet çıkartamamasını ve Barcelona'nın 10 a gidemeyip 5 te kalmasını sayabiliriz.

2. maç günü sonunda puan durumlarına bakacak olursak:

A grubunda her şey beklendiği gibi. Münih 2'de 2 yaptı. Napoli takipte. City uefa kupasına doğru.

B grubunda her şey olabilecek gibi görünüyor. İyi top oynamayan 4 takımın bir grupta toplanması entersan olmuş. 5 puanla uefa'ya da katılabilir takımlar, 10 puanla üst tura çıkamayadabilirler. Bu grup için biraz daha maç beklemek gerekli.

C grubu biraz enteresan. Basel 4, Benfica 4, Manu 2 puanda.Garip şeyler olabilir. En azından işler Manu'nun kendi elinde değil. Bu acayip.

D grubunda olan Dinamo Zagreb'e oldu. Ölüm grubundaydılar öldüler. Madrid, Lyon, Ajax, Zagreb şeklinde bitecek gibi.

E grubu zaten karışıkken daha da karışacağa benziyor. Grubun 2 abisinin berabere kalması ve sonuncu olur denen Genk'in 1 puan alması ortalığı karıştırdı. Çok keyifli maçlara sahne olacağa benziyor. Son haftaya kadar kesinleşmez.  

F grubu benim en keyif aldığım gruplardan biri. Marsilya eskiye dönüyor, Dortmund'da eskiye(!) dönüyor. Arsenal aradan sıyrılacak gibi. 

G grubu bombanın patladığı yer. Aslında bana göre bomba değil ama genel düşünceye göre bomba patladı. Apoel 4 puanla zirvede. Burayı kesinlikle hakediyorlardı. Son 5 yılları incelense nefis bir belgesel ortaya çıkar.Çok büyük ders veriyorlar Avrupa futboluna. Zaten bende geniş çaplı bir yazıya hazırlanıyor, araştırmalarımı yapıyorum. Kısmetlerine güzel bir gruba düştüler, Ukrayna'dan da puan çıkardılar. Oh mis. Zenit'te Porto'dan puan aldı zaten. İzlemesi en sıkıcı ama en çok heyecanlı matematiğe sahip olacak grup.

H grubunu konuşmaya gerek yok sanırım. Barcelona- Milan elele, hep beraber finale.

18 Mart 2011 Cuma

İngiliz Kıyması

Şampiyonlar ligi çeyrek finali kuraları Nyon'da saat 13:00 itibariyle çekildi. Kura'da tabiki meşhur kel abimiz moderatörlük yaptı.

Kura sonucuna göre oluşan eşleşmeler,


Öncelikle ilk dikkat çeken husus 2010-2011 Avrupa macerasının İngilizler için hayal kırıklığı olması. Dün Avrupa Liginde ki son kale liverpool'unda düşmesinin ardından şampiyonlar liginde son 8 e 3 takım sokabilmeleri ile avunuyorlardı dün gece sosyal medyada. Lakin bugun kura çekimi o kadar onların aleyhine oldu ki. chelsea- manu birbiriyle oynayacak, tottenham real karşısında.

Dün gece Lucescu'ya sorsanız kimi istersin rakip diye hiç düşünmeden Barca demiştir Barca ile eşleşti. Burdan bir sürpriz çıkarsa kaç kişi şaşırır merak konusu. shaktar'a güveniyorum desem çok sivri bir açıklama olmaz sanırım.

daha önce hem barca'da hem real madridde kaptanlık yapmış Figo tarafından kurada yönetilen Inter ise en şanslıları. Önce schalke, sonra manu derken Final'de Real ile oynarlarsa tadından yenmez.

18 Şubat 2011 Cuma

Şampiyonlar Ligi Final Topları



2002 - Glasgow



 2003 - Manchester


2004 - Gelsenkirschen



2005 - İstanbul 


2006 - Paris


2007 - Atina


2008 - Moskova


2009 - Roma
 
2010 - Madrid




...Ve 2011.. - Londra

19 Ocak 2011 Çarşamba

Travma Demişken, Ballack'ı da unutmamalı sanki.

Bu aralar Fb Tv de Fenerbahçe takımının Antalya kampından bilgiler, detaylar vs vs veriliyor çokça. Takımı yakından takip etme fırsatı buluyoruz.

Lakin dikkat ettiğim bir nokta var. Bütün futbolcuların gözünde bir bitkinlik, bir kırılmışlık, bir umutsuzluk hakim. Gözlerdeki bu halin dudaklardan dökülmüş hali ise: geçtiğimiz 4 5 yılda 2 tane son dakika travması yaşadık. Kolay şeyler değillerdi vs vs.

Evet Fenerbahçe Cumhuriyeti vatandaşları olarak hepimiz etkilendik, hepimiz sallandık vs vs ama artık bunlara sığınılmamalı. Söndürmeyen rüzgar alevlendirmeli yangınları.

Travma demişken:

Micheal Ballack ı tanırsınız hepiniz. Fenerbahçeli futbolcular bu kadar travma kelimesine takmış haldeyken kendilerine Ballack'ın şu bilgilerini vermek isterim müsadenizle:

2002 de,1 yıl içerisinde Almanya ile Dünya Kupasını Finalde, Leverkusen ile şampiyonlar ligi kupasını finalde ve yine Leverkusen ile Bundesligayı son maçta kaybettiğini,

2006 yılında Almanya ile Dünya Kupası Finalini son anda hatta son maçın son dakikalarında kaçırdığını,

2008 de Avrupa Şampiyonasını finalde kaybettiğini ve yine aynı yıl Chelsea ile şampiyonlar ligini finalde kaybettiğini

2010 dünya kupasına ise yola çıkmadan 3 ya da 4 gün önce sakatlanarak gidemediğini biliyormuydunuz.


Aslında hiç haz etmesem de bu tarz örneklerle birilerine "hadi, bak daha kötüleri var" gibisinden elektrikli şok göndermeyi, bazen insan bu tarz şeyleri hatırladıkça kızıyor kendi kendine.

Hadi Fenerbahçe'min kıymetli futbolcuları, bırakın eskiyi, bırakın geçmişi. Takımda bir sürü yeni futbolcu var ve kalanlarda tecrübeli olanlar. Lütfen silkelenin, titreyin ve kendinize gelin.

9 Ocak 2011 Pazar

Sportizm'de minicik içerik değişikliği



Daha önce 7 yıl ugraştığım blogumun kapatılması ile birlikte aslında sadece fenerbahçe'yi yazmayı, bir konu hakkında en az 15 20 bin karakter uzunlugunda uzun uzadıya yazmayı kendime görev edinmiştim. O sebepten şu an içine kelimelerimi döktüğüm blog'u açmıştım fakat hemen hemen her ligi, her futbolcuyu, tenisten nba ye her spor dalını, iddaayı, canlı bahisi sıkı sıkıya takip eden biri olarak bloga artık sadece Fenerbahçem ile alakalı değil biraz daha sportizm yönünden farklı renkleri yazacağım. Eli kolu uzun bir blog olacak yani.

Gelen yorumlar ve blog aracılıgıyla tanıştıgım sıkı dostlarımla yaptıgım görüşmeler ile bu kararı almış bulunmaktayım. İşin tadını iyice kaçırmadan yuzde 100 fenerbahçe odaklı blogumu yuzde 80 Fenerbahçem yüzde 20 diğer sportif konularla dolduracağım.

Saygılar, Sevgiler.

7 Aralık 2010 Salı

Başarılar Cüneyt Çakır

Aslında bundan bir kaç zaman önce Avrupa Ligi'nde maç yönetmeye başladığı zamanlarda dahi üzerinde ki duygu ve düşüncelerime net olarak karar veremediğim bir hakemdi Cüneyt Çakır. Zaten futbolu -its the football, thats the football- mantalitesinde sevdiğim için özellikle Türk hakemleri konusunda çokta fazla bir ön yargıya ya da garip bir sempatiye haiz olamadım hiç bir zaman. Etrafımda ki futbol aşıkları insanları maçlar ile ilgili yorumlar yaparken "bak bu maçı x y yönetiyor, kesin kazanırız" tarzında ki yorumlara da hiçbir zaman katılamadım ya da muhalefet olamadım çünkü takip etmiyorduum. Yok efenim Aziz Başkan bu hakemi istemiyormuş, Galatasaray hep bu hakemle kazanıyormuş gibi cümleleri benimseyemedim bir türlü. Hatta eğer ki bu bir itirafsa, itiraf ediyorum ki; bir önce ki hafta 90 dakika boyunca verilen her karara kızsam dahi bir hafta sonra o maçın hakemi kimdi diye düşünüp hatırlayamıyordum bile.




Gelelim başlığıma. Yukarıda bahsettiğim üzre hakemler konusuna çokta fazla hâkim olmasam da Cüneyt Çakır hakkında 2 gün önceye kadar net değildim. Bundan 2 yıl önce stadyum programında Mehmet DEMİRKOL'un tartışmasız ligin en kötü hakemi yorumunu yapmasından sonra "kesin bu hakemde iş var, kesin ilerde büyük başarılara imza atacak" dediğim günleri hatırlamıyor değilim ayrıca.

Acaba bu hakem hakkında başka neler hatırlıyorum diye düşündüm bir an.

Olaylı maçta taç atışı kullanmaya giderken yerden topu almak için eğilen Gökhan Gönül'e gösterdiği sarı kart hala gözlerimin önünde.

Ve ya tam tarihini hatırlamasam da Delgado'nun "Onlar sürekli faul yapıyor, ben 1 kere faul yaptım sarı kart gösterdin" feryadında ki "1 kere yaptım" cümlesini el hareketiyle tarif etmesini dahi doğru yorumlayamayıp "hakemden sarı kart istemek yasaktır" edalarıyla Delgado'ya gösterdiği 2. sarı karttan kırmızı kartta hala hafızalarımda.

Peki ya bu yazıyı yazma fikri aklıma düştüğünde ilk kez hakem izlemek için oturduğum tv karşısında TS-Buca maçında Engin Baytar'a verdiği penaltı sonucu uğradığım şok.


Ama bundan bir kaç gün öncesine kadardı tüm bunlar. Her yapılan hatanın Eyyam olarak düşünüldüğü, Ahmet Çakar'ların, Erman Toroğlu'ların fink attığı, Hakemlere varana kadar, siyasetçilerin, federasyonun, klup başkanlarının, futbolcuların dahi sütten çıkma ak kaşık olmayıp hepsinin ortak noktasının hakemlere bok atarsak yırtarız bu işten düşüncesine sahip olması olan bu ülkede 2 ayda 3 adet şampiyonlar ligi maçını yönetmek her yiğidin harcı değildir bana göre hem de 1 şampiyonlar ligi sezonunda bir hakemin ortalama 6 maç yönettiği düşünüldüğünde. En azından Türkiye'ye getirdiği 7000 küsür bin avro bile başarı yahu.

Cüneyt Çakır hakkında artık nötr değilim. Pozitifteyim. Belki ilk yönettiği maçta kendisine hakaret edeceğim tv başından ama o da benim eşşekliğim napalım.



7 Aralık 2010 Werder Bremen - İnter maçını yönetecek Sn. Çakır. Hem de 2 önce ki yönettiği maçta messilerin, xavilerin altında ezilmeden alnının akıyla çıkması ve ondan sonra yönettiği Chelsea maçında 8.4 gibi bir puan almasının ardından.

Soru: Şimdiye kadar çuvaldızı kendimize batırdım, peki hangi iğneyi Cüneyt Çakır'ın neresine batırayım ? 
El-Cevap: Bişe diyim mi. Hakkaten şimdi sırası değil. Vardır elbet eksileri ama üzümü yemek bağın nerde olduğunu bilmekten daha keyifli. Hele ki bağ ile ilgilenen tonla güvenilir insan varken.

Başarılar Cüneyt Çakır. Darısı Avrupa Şampiyonlarına, Ordan Dünya Kupalarına...

Yorumlar

Yorumlar