Fenerbahçe kadınlı erkekli çocuklu hep birlikte, yarı kalplerin kapıların ardında kalmadan çıktığı ilk maçta İstanbul Büyükşehir Belediye'yi 2. yarı da gelen gollerle 4-2 yendi ve 23 maçta 21 galibiyet 2 beraberlik gibi muhteşem bir istatistiğe ulaştı.
Kulaklar 19.07 de iken maçın başlamasına yarım saat kala açıklanan kadrolar ve maçın ilk 5 dakikasında ki futbolu gören gözlerden kalbe stres aktı. 19.07 de metris türküsünün söylenmemesi iyi oldu. Zaten küçük bir grubun etkinliği olarak görülüyordu ve mantıksızdı. Hatta bu etkinliği baltalamaya çalışan diğer renktaşları da tebrik ettik.
İki yarısında iki farklı Fenerbahçe'yi izledik. 2. yarı da gelen Orhan Şam ve Semih Şentürk'e karşı Bienvenu ve Sezer Öztürk değişikliği ile birlikte takımın sisteminin alışılmış düzenine dönmesi ile 4 maçta 1 gol yiyen İBB'ye 1 maçta 4 gol atarak kazanmak güzel.
Şimdi milli maç arası. 11 Ekim günü yapılacak milli maçtan sonra ki cuma gününe denk gelen 14 ekim günü başlayacak olan haftaya kadar 11 günlük bir ara. 1 gün dedim çünkü kuvvetle muhtemel federasyon cuma gününe Fenerbahçe'nin maçını koyacaktır. Bu 11 gün içinde Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz'un direk olarak iyileşmesi, 11 günde oynanan ilk 4 maçın 3ünde takımı sırtlayan kaptanın vücudunu yenilemesi, Aykut Hocanın mental olarak dinlenmesi ve ailesine zaman ayırarak güç ve moral depolaması kuşkusuz ilaç gibi geldi. Hatta milli maç arasının en çok Fenerbahçe'ye yaradığı da söylenebilir.
Maç sonunda Faik Işık'ın dediği cümle ile bitirelim maç yazımızı.
Fenerbahçe'li futbolcular Aziz Başkan'ın savunmalarını veriyorlar savcı Berk'e.
fenerbahce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Ekim 2011 Pazartesi
29 Eylül 2011 Perşembe
STSL 4. Hafta maçımız | Kayserispor 0 - Fenerbahçe 1
11. günde oynanan 4. maçtan kötü oynayıp kazanarak ayrıldı Fenerbahçe. Kötü oyunun sorumlusu olarak elbette bir kaç kişi var ama olumsuz konuşmaya başlamadan önce futbolcuların bu kadar yorgunluğa rağmen ayakları gitmese de kalplerinin hep koştuğunu, hep mücadele ettiğini, hep istediğini bilmek güzel. Bu ışığı sahadan tv başına geçirebilmeleri daha güzel.
Zieglerin gelmesi ile birlikte defansın toparlandığını görmek çok güzel. Vokan'dan başlayıp Yobo ile devam edip orta alanda Gökay-Cristian ikilisi ile birlikte önlerinde Alex ile yaratıcılığa dönüşen bir omurgaya sahibiz. Bu omurganın taşlarından birisi sağa sola kaydığında takımın kimyası bozuluyor. Bu maç için omurganın eksiği Alex'ti. Mazereti ve çok büyük kredisi olduğu hepimizin malumu. Ama özellikle şu dönemlerde Yobo'ya nazar değmez inşallah. Bu kadar mı her top güzel çıkarılır, kademeye girilir, hava toplarına hakim olunur ve zamanlama mükemmel olur. Zieglerin katkısı burda da ortaya çıkıyor. Kafası rahat oynuyor Yobo. Omurganın ortasına Emre Belözoğlu'nun geleceği günleri çok özledik.
5. dakika da Cristian'ın her zaman olması gereken yerde olması ile yaratılan pozisyonda güzel bir şutla golü bulduk. Sonrasında Aykut hoca ile birlikte belki de en güzel yaptığımız şeyi yaptık. Skor avantajını koruduk. Maçı izlerken son dakikalarda maç 1*0 dahi olsa gol yemeyiz düşüncesi belirdi. Bu güzel bir şey.
Zaten bu pozisyondan başka da pozisyon sayamıyoruz çünkü kötü oynadık. Çünkü 1 numaralı gol ayağımız Bienvenu top alamadı. Çünkü Alex 3 kişinin arasında boğuldu, çünkü Cristian ve Gökay rakip ortasahası ve defansı için tehdit unsuru olamadılar, çünkü onlarda orada boğuldular çünkü Caner ve Özer sürekli olmaları gerektiği gibi ileri uçun açıklarında olmaktansa hep içeriye gömüldüler ve maç kör dövüşü olmaktan öte gidemedi çünkü Aykut Hoca sürekli içeri içeri içeri kapat kapat diye uyarılarda bulundu.
Tabi ki Aykut Hoca'ya her hangi bir sitemim yok. Nankörlük yapacak değilim. Nasıl taraftarın, hakemin, yöneticilerin, futbolcuların kötü günleri oluyorsa kendisinin de kötü günü olacak elbette. Ama takımın her atağa çıkacağı anda hücum yönünde duran yan hakemin 1 metre gerisinde durması gerekip oyunu açması gereken özer sürekli Bekir'in yada Orhan Şam'ın 1 metre gerisindeydi. Tıpkı Caner gibi. Bu yüzden zaten az önce sıraladığım ÇÜNKÜ ler ortaya çıktı. Aykut Hoca ne düşündü bilmiyorum ama oyunun son yarım saatinde stoch yada dia gibi oyuncular -yabancı sınırlaması engellemiyorken- oyuna neden girip kontra atağı iyi oynayamadık enteresan. Umarım hoca tamamen silmemiştir bu oyuncuları.
Netice itibariyle 11 günde yapılan 4 maçtan 3 galibiyet 1 beraberlik çıkardık. Beraberlik olanda galibiyetti aslında ama tıpkı kayseri de hakemin aleyhimize vermediği penaltı gibi Manisa'da da hakem hatası vardı. Gerçi bana 4 maçın öncesinde bu 4 maçtan 10 puan verelim hiç sahaya çıkmayın deseler hayır 12 alırım ben derdim ama bu da iyi. en azından yenilmiyoruz.
Önümüzde ki hafta İstanbul'da esas taraftarlarla buluşuyor takım. 50.000 kişi stadda 50.000 kişi kaldırımda olacak gibi. Bu taraftara her şey yakışır. O maçtan ise herkesin aksine rahat bir galibiyet bekliyorum ben. Aykut hoca her zaman Abdullah hocayı iyi analiz eden bir teknik adam oldu bugüne kadar. Dinlenmiş bir Alex, mental olarak rahatlamış bir Aykut Hoca ve felaket gaza gelmiş bir taraftar ile 5 e gider maç.
Zieglerin gelmesi ile birlikte defansın toparlandığını görmek çok güzel. Vokan'dan başlayıp Yobo ile devam edip orta alanda Gökay-Cristian ikilisi ile birlikte önlerinde Alex ile yaratıcılığa dönüşen bir omurgaya sahibiz. Bu omurganın taşlarından birisi sağa sola kaydığında takımın kimyası bozuluyor. Bu maç için omurganın eksiği Alex'ti. Mazereti ve çok büyük kredisi olduğu hepimizin malumu. Ama özellikle şu dönemlerde Yobo'ya nazar değmez inşallah. Bu kadar mı her top güzel çıkarılır, kademeye girilir, hava toplarına hakim olunur ve zamanlama mükemmel olur. Zieglerin katkısı burda da ortaya çıkıyor. Kafası rahat oynuyor Yobo. Omurganın ortasına Emre Belözoğlu'nun geleceği günleri çok özledik.
5. dakika da Cristian'ın her zaman olması gereken yerde olması ile yaratılan pozisyonda güzel bir şutla golü bulduk. Sonrasında Aykut hoca ile birlikte belki de en güzel yaptığımız şeyi yaptık. Skor avantajını koruduk. Maçı izlerken son dakikalarda maç 1*0 dahi olsa gol yemeyiz düşüncesi belirdi. Bu güzel bir şey.
Zaten bu pozisyondan başka da pozisyon sayamıyoruz çünkü kötü oynadık. Çünkü 1 numaralı gol ayağımız Bienvenu top alamadı. Çünkü Alex 3 kişinin arasında boğuldu, çünkü Cristian ve Gökay rakip ortasahası ve defansı için tehdit unsuru olamadılar, çünkü onlarda orada boğuldular çünkü Caner ve Özer sürekli olmaları gerektiği gibi ileri uçun açıklarında olmaktansa hep içeriye gömüldüler ve maç kör dövüşü olmaktan öte gidemedi çünkü Aykut Hoca sürekli içeri içeri içeri kapat kapat diye uyarılarda bulundu.
Tabi ki Aykut Hoca'ya her hangi bir sitemim yok. Nankörlük yapacak değilim. Nasıl taraftarın, hakemin, yöneticilerin, futbolcuların kötü günleri oluyorsa kendisinin de kötü günü olacak elbette. Ama takımın her atağa çıkacağı anda hücum yönünde duran yan hakemin 1 metre gerisinde durması gerekip oyunu açması gereken özer sürekli Bekir'in yada Orhan Şam'ın 1 metre gerisindeydi. Tıpkı Caner gibi. Bu yüzden zaten az önce sıraladığım ÇÜNKÜ ler ortaya çıktı. Aykut Hoca ne düşündü bilmiyorum ama oyunun son yarım saatinde stoch yada dia gibi oyuncular -yabancı sınırlaması engellemiyorken- oyuna neden girip kontra atağı iyi oynayamadık enteresan. Umarım hoca tamamen silmemiştir bu oyuncuları.
Netice itibariyle 11 günde yapılan 4 maçtan 3 galibiyet 1 beraberlik çıkardık. Beraberlik olanda galibiyetti aslında ama tıpkı kayseri de hakemin aleyhimize vermediği penaltı gibi Manisa'da da hakem hatası vardı. Gerçi bana 4 maçın öncesinde bu 4 maçtan 10 puan verelim hiç sahaya çıkmayın deseler hayır 12 alırım ben derdim ama bu da iyi. en azından yenilmiyoruz.
Önümüzde ki hafta İstanbul'da esas taraftarlarla buluşuyor takım. 50.000 kişi stadda 50.000 kişi kaldırımda olacak gibi. Bu taraftara her şey yakışır. O maçtan ise herkesin aksine rahat bir galibiyet bekliyorum ben. Aykut hoca her zaman Abdullah hocayı iyi analiz eden bir teknik adam oldu bugüne kadar. Dinlenmiş bir Alex, mental olarak rahatlamış bir Aykut Hoca ve felaket gaza gelmiş bir taraftar ile 5 e gider maç.
22 Eylül 2011 Perşembe
STSL 3. Hafta maçımız | Fenerbahçe 1 - Manisaspor 1
8. günde yaptığımız 3 maç. Futbolcuların üzerinde ki yorgunluk bariz. Mental yorgunluğu saymıyorum bile. Zaten maçın başlarında direkt olarak belli oldu maçın zor geçeceği. Bu nokta da acaba Aykut Kocaman 11 günde 4. maç yapacak olan futbolcuları bu periyodun 3. maçında dinlendirebilir miydi yoksa kazanan takım bozulmaz mottosu yine mi geçerli olmalıydı ? Bana kalacak olursa dinlendirmek en mantıklı olanıydı. Yani bu maça hala kazanan 11 ile çıkmak eğer manisa maçı kazanılsaydı Kayseri deplasmanında da aynı 11 demekti. Şimdi yapılması gereken futbolcuların kaybetmesini bekleyene kadar pestillerini çıkartmak mı yoksa ufak rötuşlarla sırayla tüm futbolcuları dinlendirmek ve dinç tutmak mı ? Hele ki yedek kulübesinde Stoch, Sezer, Uğur Boral gibi oyuncular varken.
Dedik ya 8. günde 3 maç diye. Bunun en bariz etkisi Ziegler üzerindeydi. Ama asla herhangi bir negatif cümle söylemeyeceğim Ziegler için. Adam şuan tam sudan çıkmış balık kıvamında. 2 hafta gibi kısa bi sürede hayatının ilklerini yaşıyor. Yeni ülke, yeni şehir, yeni takım, yeni takım arkadaşları, havaalanında karşılanma, seyircisiz maç, 8 günde 3 maç, kadın ve çocuklar için maç falan derken kayış koptu tabi. Performansı çok kötüydü, hal böyle olunc a"asla Fenerbahçe formasını halısahada bile giyemeyecek olan" Bekir ile birlikte kanatlar iflas edince tıkandı tüm yollar. Alex'i kitleme düşüncesi, rakibin -lanet olası- 11 kişi defans mantığı falan derken tribünlerdeki güzelliğe yakışmayacak bir futbol ortaya çıktı.
Farkettiyseniz hala sonuçtan ve gollerden bahsetmedim çünkü bu maç için çok önemli değil. Son saniyede YÜZDE 10000 temiz bir pozisyonda golümüzü verselerdi de 2-1 kazansaydık yine aynı şeyleri yazacaktım. Takım yorgun, 1008 dakika sonra Bilica-Ziegler ortak yapımı gol yedik ve maç 1-1 bitti.
Şimdi benim için en önemli soru şu ?
Sürekli gaza gelerek dik duran ve kazandıkça güçlenen Fenerbahçe takımı bu beraberlikle, kalesinde yaşadığı puan kaybıyla sökülmeye başlayan çorap kıvamına mı gelecek ? Çabuk mu çözülecek ?
Dedik ya 8. günde 3 maç diye. Bunun en bariz etkisi Ziegler üzerindeydi. Ama asla herhangi bir negatif cümle söylemeyeceğim Ziegler için. Adam şuan tam sudan çıkmış balık kıvamında. 2 hafta gibi kısa bi sürede hayatının ilklerini yaşıyor. Yeni ülke, yeni şehir, yeni takım, yeni takım arkadaşları, havaalanında karşılanma, seyircisiz maç, 8 günde 3 maç, kadın ve çocuklar için maç falan derken kayış koptu tabi. Performansı çok kötüydü, hal böyle olunc a"asla Fenerbahçe formasını halısahada bile giyemeyecek olan" Bekir ile birlikte kanatlar iflas edince tıkandı tüm yollar. Alex'i kitleme düşüncesi, rakibin -lanet olası- 11 kişi defans mantığı falan derken tribünlerdeki güzelliğe yakışmayacak bir futbol ortaya çıktı.
Farkettiyseniz hala sonuçtan ve gollerden bahsetmedim çünkü bu maç için çok önemli değil. Son saniyede YÜZDE 10000 temiz bir pozisyonda golümüzü verselerdi de 2-1 kazansaydık yine aynı şeyleri yazacaktım. Takım yorgun, 1008 dakika sonra Bilica-Ziegler ortak yapımı gol yedik ve maç 1-1 bitti.
Şimdi benim için en önemli soru şu ?
Sürekli gaza gelerek dik duran ve kazandıkça güçlenen Fenerbahçe takımı bu beraberlikle, kalesinde yaşadığı puan kaybıyla sökülmeye başlayan çorap kıvamına mı gelecek ? Çabuk mu çözülecek ?
20 Eylül 2011 Salı
STSL 2. Hafta maçımız | Gaziantep 1 - Fenerbahçe 3
Zor geçeceği bariz olan maçtı. Gerçi Gaziantepspor'un uefa elemelerinde ve geçtiğimiz hafta süper ligde oynadıkları oyunu gördüğümüzde biraz ferahlamıştı içimiz. Ama yine de inanılmaz eksikler, yaşananlar, son 3sezonda Gaziantep deplasmanında ki istatistikler yine de maçın zor geçeceğinin habercisiydi.
Maçın ilk 15 dakikasında beklenenin aksine maçın dümenine geçmiş, nefis oynayan bir Fenerbahçe vardı. Kazanma alışkanlığına sahip olmak böyle bir şey. Ne olursa olsun bu maçı alırız rahatlığı futbolculara özgüven getirmişti. Bu sırada Gaziantep'in iki pas dahi yapamayıp 35 metreden çektikleri şutlara sığındığını gören Fenerbahçe'li topçular biraz gevşeyince ibre Gaziantep'ten yana dönmeye başlamıştı ki sazı Alex tekrar eline aldı kısa bi süre. Yine ziegler'in getirdiği topta verilmesi gereken bir penaltı güme gitti. Bu sırada kaptan hala görevini yapıyordu. Hakemi etkisi altına almaya çalışıyordu. Son 3 yıldır kendisinin en sevdiğim özelliği. Hakemin başına öyle bir çullanıyor ki hem o gücü kendisinde hissediyor hemde bu hissettiği güç onun oyununa yansıyordu. Ama bu sefer iş ters gitti. Futbol Federasyonunca ALLAH haline getirilen hakemlerden çekeceğimiz çok şey var bu sene. Alex'in penaltı değerinde ki serbest vuruşunda 9.15 te olması gereken baraj 4 metreye düşünce top haliyle bu oyuncuya çarptı ama hakem görmezden geldi. Sonrasında itiraz sebebiyle sarı kart ile cezalandırıldı Kaptan. Bunun üstüne 28 de baraj hatasından yenilen golü görünce işler zora girdi ama Mehmet Topuz'un sakatlığı ilaç gibi geldi. Çünkü gittikçe içeriye sıkışan oyunu açmanın tek yolu kanatlardı. En azından rakip teknik direktörün kucagına bir başka riski koymak gerekiyordu. Uğur Boral'ın kanat tehditinin olması Alex'i rahatlattı
Zaten ortasahadan delmeye çalışan Mehmet Topuz yerine öne biraz daha kanat bindirmesi yapıp öyle çaprazdan içeriye dalan Uğur Boral'ın asistinde kaptan sezonu açtı. Bu golün Ziegler ile başlaması Ziegler'in kredisini bir hayli artırdı. Zaten 3 golde o kanattan geldi.
2.yarıda yine benzer güzellikte oyun devam etti. Kaptan 2 ledi. Gol sevinci ise görmeye değerdi tabi. Sonrasında Bienvenu'nun onune bıraktıgı top penaltı ile sonuçlandı. Penaltı bu kaçar tabi. Konu içinde Alex ve penaltı atışı varsa bu konu hakkında kim konuşursa allah çarpar. o yuzden yorum yapmıyorum.
Derken tam Gaziantep "acaba mı" derken Ziegler'in ortasına Bienvenu'den şık bir kafa vuruşu gelince yeni transferler konusunda sudaki bulanıklık iyice durulmaya başladı.Ve maç bu skorla sona erdi.
2 haftada 6 paun. Ligin ilk haftalarında zorlu takımlarla mücadele etmek her zaman iyidir. Gaziantep deplasmanı onlardan biriydi. İnanılmaz taraftar desteği ile bu maçında hakkından geldik. Haftaya içerde Manisa. Sonrasında baş altı takımlardan Kayseri ile dışarda. 11 günde cebimize 12 puan koymak inanılmaz bir özgüven ve moral getirecektir takım. Büyük ihtimalle içerde yine kazanacak takım. Kayseri'yi de bu halde yakalamışken yenersek sakatlarında dönmesi ile yolumuz çok çok açık..
20 maçtır yenilmiyor bu takım. Muazzam bir başarı.
Maçın ilk 15 dakikasında beklenenin aksine maçın dümenine geçmiş, nefis oynayan bir Fenerbahçe vardı. Kazanma alışkanlığına sahip olmak böyle bir şey. Ne olursa olsun bu maçı alırız rahatlığı futbolculara özgüven getirmişti. Bu sırada Gaziantep'in iki pas dahi yapamayıp 35 metreden çektikleri şutlara sığındığını gören Fenerbahçe'li topçular biraz gevşeyince ibre Gaziantep'ten yana dönmeye başlamıştı ki sazı Alex tekrar eline aldı kısa bi süre. Yine ziegler'in getirdiği topta verilmesi gereken bir penaltı güme gitti. Bu sırada kaptan hala görevini yapıyordu. Hakemi etkisi altına almaya çalışıyordu. Son 3 yıldır kendisinin en sevdiğim özelliği. Hakemin başına öyle bir çullanıyor ki hem o gücü kendisinde hissediyor hemde bu hissettiği güç onun oyununa yansıyordu. Ama bu sefer iş ters gitti. Futbol Federasyonunca ALLAH haline getirilen hakemlerden çekeceğimiz çok şey var bu sene. Alex'in penaltı değerinde ki serbest vuruşunda 9.15 te olması gereken baraj 4 metreye düşünce top haliyle bu oyuncuya çarptı ama hakem görmezden geldi. Sonrasında itiraz sebebiyle sarı kart ile cezalandırıldı Kaptan. Bunun üstüne 28 de baraj hatasından yenilen golü görünce işler zora girdi ama Mehmet Topuz'un sakatlığı ilaç gibi geldi. Çünkü gittikçe içeriye sıkışan oyunu açmanın tek yolu kanatlardı. En azından rakip teknik direktörün kucagına bir başka riski koymak gerekiyordu. Uğur Boral'ın kanat tehditinin olması Alex'i rahatlattı
Zaten ortasahadan delmeye çalışan Mehmet Topuz yerine öne biraz daha kanat bindirmesi yapıp öyle çaprazdan içeriye dalan Uğur Boral'ın asistinde kaptan sezonu açtı. Bu golün Ziegler ile başlaması Ziegler'in kredisini bir hayli artırdı. Zaten 3 golde o kanattan geldi.
2.yarıda yine benzer güzellikte oyun devam etti. Kaptan 2 ledi. Gol sevinci ise görmeye değerdi tabi. Sonrasında Bienvenu'nun onune bıraktıgı top penaltı ile sonuçlandı. Penaltı bu kaçar tabi. Konu içinde Alex ve penaltı atışı varsa bu konu hakkında kim konuşursa allah çarpar. o yuzden yorum yapmıyorum.
Derken tam Gaziantep "acaba mı" derken Ziegler'in ortasına Bienvenu'den şık bir kafa vuruşu gelince yeni transferler konusunda sudaki bulanıklık iyice durulmaya başladı.Ve maç bu skorla sona erdi.
2 haftada 6 paun. Ligin ilk haftalarında zorlu takımlarla mücadele etmek her zaman iyidir. Gaziantep deplasmanı onlardan biriydi. İnanılmaz taraftar desteği ile bu maçında hakkından geldik. Haftaya içerde Manisa. Sonrasında baş altı takımlardan Kayseri ile dışarda. 11 günde cebimize 12 puan koymak inanılmaz bir özgüven ve moral getirecektir takım. Büyük ihtimalle içerde yine kazanacak takım. Kayseri'yi de bu halde yakalamışken yenersek sakatlarında dönmesi ile yolumuz çok çok açık..
20 maçtır yenilmiyor bu takım. Muazzam bir başarı.
15 Eylül 2011 Perşembe
STSL 1. Hafta maçımız | Fenerbahçe 1 - Orduspor 0
Açıkçası tüm taraftarların beklediği gibi bol gollü, ezen, hırpalayan, ısıran bir Fenerbahçe beklemiyordum sahada. İddaa kuponlarımda bile ALT olarak yer alıyordu zaten bu maç. Milli takımda sakatlanan oyuncuların kıymeti, 2 sezondur alıştığımız sol bek çıkışlarında Alex ile 2 li paslar ile yaratıcı olunan bölgede yeni transferimizin oynaması, orta sahada Emre'nin olmayıp onun yerine oynayacak olan oyuncuların benzer özelliklerde olması ile çeşitliliğin azalması, sağ bekte sabri terk Bekir'in oynayacak olması ve ilerde ne olduguna henüz anlam veremediğim bir sorunu olan Semih ile varyasyonların bir tık ileri gitmeyişi haklı çıkartacak gibiydi beni maçtan önce. Öyle oldu da zaten.
Maç, stad içindeki sessizlik kasvetini bozan "renktaş tezahüratları" içinde başladığı zaman gözler doldu. Fakat bu duygusal anlar bir türlü hücumda etkili olamayan takımı gördükçe yerini üzüntüye bıraktı. Üzüntü diyorum çünkü yapılan haksızlıklar karşısında eli kolu bağlı oturmak artık ölümcül olmaya başladı. İlk 20 dakika da yeni transfer Ziegler'i seyrettik bol bol. Sürekli kanat bindirmelerinde bulunarak takımı ileriye taşımak istiyordu fakat depar atarak hücuma taşıdığı top 2 pas sonrasında yine bilica'nın ayaklarına geliyordu. Bu sırada metin Diyadin'in Alex'e verdiği ikili markaj etkisini gösteriyordu ki Kaptan bunu farketti ve sorumlulugu aldı. 3 kişiyle boğuşarak, ipe dizerek 2 3 pozisyon buldu. Kahvehanede alkışlar kıyamet gibi. Vücut çalımları, topla adam geçiş, şutlar falan derken yine takımın en istikrarlısı Topuz ile başlayıp Semih ile devam eden ve Cristian ile biten gole kavuştuk. Yarım - Sıfır olsun bizim olsun mantıgında olan benim için 1 gol beklentilerimin 2 katıydı ve nur nimetti benim için. İlk yarıda böyle bitti zaten.
Yine kanatlarda etkisiz, ortasahadan rakip kaleye direkt olarak dalacak oyuncu olmamasından dolayı top dolanıp durdu gereksiz yere. Bu sıralarda Metin Hocanın Alex kilidi hala başarılıydı. Derken biraz biraz kendine güveni gelen Stancu, Culio gibi yaratıcı oyuncu destekli Orduspor hücum yapmaya başladı. Maç sonunda tüm 60 lık yorumcuların dediği gibi inanılmaz bir Orduspor baskısı göremedim ben açıkçası. Sadece Selçuk ve Christianın kapaması gereken DMC bölgesinin park alanı gibi müsait olmasından kaynaklı bulunan pozisyonlardı. Hücuma katkı vermediği zamanlarda "neyse en azından defansın önü kapalı" diye düşünenleri yanılttılar bir bakıma. Ama kale önü savunmamız Bilica'ya rağmen başarılıydı. Hem Volkan'ın sürekli direktiflerle defansı organize etmesi hemde Yobo'nun "sizler için burdayım" mesajı veren başarılı oyunu ile savuşturduk atakları.
Dia çıkıp Bienvenu, Semih çıkıp Caner girdiğinde ibre biraz daha lehimize döndü fakat Caner'in savrukluğu, takımın ilk maç paniği ve Bienvenu'nun destek alamamasından ötürü saman alevi kıvamında geldi geçti pozisyonlar. Ve bir maç daha "geçen sezondan devam eden 10 maçtır evinde gol yememe" istatistiğini devam ettiren bir sonuçla sona erdi.
Volkan: Dünyanın en iyi ilk 3 kalecisinden birine bu maçta pek iş düşmedi.
Bilica: Köyün delisi kıvamında kafasına estiğinde rakip sağ bekini bile kovalamaktan ne zaman vazgeçecek merak ediyorum.
Yobo: İyi ki var. Bazı pozisyonlarda topla beraber hucuma katılması, Alex ile savunma arasında köprü olması başarılıydı.
Bekir: Olmuyor. Bekir'e "sence bir sağ bekte olması gereken özellikler nelerdir ?" diye sorsanız, inanın bana vereceği cevabın hiç birine vakıf değil.
Ziegler: Sırıtmadı. Andre Santos kadar hücum yaratıcılığı beklemek mantıksız. Fakat savunma artık daha emin ellerde. En azından geçtiğimiz sezon yediğimiz gollerin yüzde 60 ını kendi sol bekimizden yediğimizi düşünürsek biraz ışık var. İlk devre sonunda en çok koşan oyuncumuzdu. Fakat Dia ile ters karakterdeler ve Ziegler-Dia ikilisi Bira-Makarna ikilisi gibi yavan. Şahsen beğeniyordum zaten. Şutlarını gördüğümüzde daha çok seveceğiz eminim.
Selçuk: Takımda olmalı derim her zaman. Çünkü 10 üzerinden 7 oynuyor her maç. Teknik direktör biliyorki bu adam mucize olmazsa ne 6 ya düşer ne 8 e çıkar. Hal böyle olunca kafası rahatlıyor Aykut Hoca'nın. 10 üzerinden 8 oynadığı maçlarda Galatasaray maçları zaten.
Christian: Sezon başı kamp döneminin -izleyebildiğim kadarıyla- en başarılı oyuncusu. Aykut Hoca 2 yıldır arkasında duruyor zaten. Belli ki bu güveni oyuncuya da aşılamış. Geçtiğimiz sezona oranla rakip kaleye daha sık gitmesi ve topun kıymetini iyi biliyor olması kendisi için avantaj.
Mehmet Topuz: Takımın istikrarlısı. Felaket güçlü. Hatta takım arkadaşları onun el şakalarından bıkmış vaziyetteymiş. Çünkü "naber la" deyip omza vurdugu bi tokat karşısındaki adam da kamyon çarpma hissi yaratıyormuş. Yorulmuyor. Milli takımın olmazsa olmazı bile olabilir. neyse o konuya girip sinirleri zıplatmaya gerek yok.
Dia: Hani böyle bir kap içerisinde pistonla bir gazı sıkıştırırsınız, sıkıştırırsınız, sıkıştırırsınız da en sonunda o gaz bi patlar ve artık önünü alamazsınız ya,, o an ne zaman gelecek çok merak ediyorum ve sabırsızlıkla bekliyorum. Öyle bir patlayacak ki Türk Hava Yolları seferlerini bile iptal edecek ama ne zaman.. çok yakında bence.
Semih: Girişte de söylediğim gibi, bir sıkıntı var Sevişen Türk'te. Hatta twitter'a yeni bebeği ile birlikte koyduğu fotoğrafı bile 5 6 dakika inceledim. Gözler hep buğulu buğulu. Her futbolcu her gün muhteşem oynayacak diye bir şey yok. Semih'in kredisi çok fazla bende. Bu maç vasattı önümüzde ki maç daha iyi olacağına eminim.
Alex: ...
Maç, stad içindeki sessizlik kasvetini bozan "renktaş tezahüratları" içinde başladığı zaman gözler doldu. Fakat bu duygusal anlar bir türlü hücumda etkili olamayan takımı gördükçe yerini üzüntüye bıraktı. Üzüntü diyorum çünkü yapılan haksızlıklar karşısında eli kolu bağlı oturmak artık ölümcül olmaya başladı. İlk 20 dakika da yeni transfer Ziegler'i seyrettik bol bol. Sürekli kanat bindirmelerinde bulunarak takımı ileriye taşımak istiyordu fakat depar atarak hücuma taşıdığı top 2 pas sonrasında yine bilica'nın ayaklarına geliyordu. Bu sırada metin Diyadin'in Alex'e verdiği ikili markaj etkisini gösteriyordu ki Kaptan bunu farketti ve sorumlulugu aldı. 3 kişiyle boğuşarak, ipe dizerek 2 3 pozisyon buldu. Kahvehanede alkışlar kıyamet gibi. Vücut çalımları, topla adam geçiş, şutlar falan derken yine takımın en istikrarlısı Topuz ile başlayıp Semih ile devam eden ve Cristian ile biten gole kavuştuk. Yarım - Sıfır olsun bizim olsun mantıgında olan benim için 1 gol beklentilerimin 2 katıydı ve nur nimetti benim için. İlk yarıda böyle bitti zaten.
Yine kanatlarda etkisiz, ortasahadan rakip kaleye direkt olarak dalacak oyuncu olmamasından dolayı top dolanıp durdu gereksiz yere. Bu sıralarda Metin Hocanın Alex kilidi hala başarılıydı. Derken biraz biraz kendine güveni gelen Stancu, Culio gibi yaratıcı oyuncu destekli Orduspor hücum yapmaya başladı. Maç sonunda tüm 60 lık yorumcuların dediği gibi inanılmaz bir Orduspor baskısı göremedim ben açıkçası. Sadece Selçuk ve Christianın kapaması gereken DMC bölgesinin park alanı gibi müsait olmasından kaynaklı bulunan pozisyonlardı. Hücuma katkı vermediği zamanlarda "neyse en azından defansın önü kapalı" diye düşünenleri yanılttılar bir bakıma. Ama kale önü savunmamız Bilica'ya rağmen başarılıydı. Hem Volkan'ın sürekli direktiflerle defansı organize etmesi hemde Yobo'nun "sizler için burdayım" mesajı veren başarılı oyunu ile savuşturduk atakları.
Dia çıkıp Bienvenu, Semih çıkıp Caner girdiğinde ibre biraz daha lehimize döndü fakat Caner'in savrukluğu, takımın ilk maç paniği ve Bienvenu'nun destek alamamasından ötürü saman alevi kıvamında geldi geçti pozisyonlar. Ve bir maç daha "geçen sezondan devam eden 10 maçtır evinde gol yememe" istatistiğini devam ettiren bir sonuçla sona erdi.
Volkan: Dünyanın en iyi ilk 3 kalecisinden birine bu maçta pek iş düşmedi.
Bilica: Köyün delisi kıvamında kafasına estiğinde rakip sağ bekini bile kovalamaktan ne zaman vazgeçecek merak ediyorum.
Yobo: İyi ki var. Bazı pozisyonlarda topla beraber hucuma katılması, Alex ile savunma arasında köprü olması başarılıydı.
Bekir: Olmuyor. Bekir'e "sence bir sağ bekte olması gereken özellikler nelerdir ?" diye sorsanız, inanın bana vereceği cevabın hiç birine vakıf değil.
Ziegler: Sırıtmadı. Andre Santos kadar hücum yaratıcılığı beklemek mantıksız. Fakat savunma artık daha emin ellerde. En azından geçtiğimiz sezon yediğimiz gollerin yüzde 60 ını kendi sol bekimizden yediğimizi düşünürsek biraz ışık var. İlk devre sonunda en çok koşan oyuncumuzdu. Fakat Dia ile ters karakterdeler ve Ziegler-Dia ikilisi Bira-Makarna ikilisi gibi yavan. Şahsen beğeniyordum zaten. Şutlarını gördüğümüzde daha çok seveceğiz eminim.
Selçuk: Takımda olmalı derim her zaman. Çünkü 10 üzerinden 7 oynuyor her maç. Teknik direktör biliyorki bu adam mucize olmazsa ne 6 ya düşer ne 8 e çıkar. Hal böyle olunca kafası rahatlıyor Aykut Hoca'nın. 10 üzerinden 8 oynadığı maçlarda Galatasaray maçları zaten.
Christian: Sezon başı kamp döneminin -izleyebildiğim kadarıyla- en başarılı oyuncusu. Aykut Hoca 2 yıldır arkasında duruyor zaten. Belli ki bu güveni oyuncuya da aşılamış. Geçtiğimiz sezona oranla rakip kaleye daha sık gitmesi ve topun kıymetini iyi biliyor olması kendisi için avantaj.
Mehmet Topuz: Takımın istikrarlısı. Felaket güçlü. Hatta takım arkadaşları onun el şakalarından bıkmış vaziyetteymiş. Çünkü "naber la" deyip omza vurdugu bi tokat karşısındaki adam da kamyon çarpma hissi yaratıyormuş. Yorulmuyor. Milli takımın olmazsa olmazı bile olabilir. neyse o konuya girip sinirleri zıplatmaya gerek yok.
Dia: Hani böyle bir kap içerisinde pistonla bir gazı sıkıştırırsınız, sıkıştırırsınız, sıkıştırırsınız da en sonunda o gaz bi patlar ve artık önünü alamazsınız ya,, o an ne zaman gelecek çok merak ediyorum ve sabırsızlıkla bekliyorum. Öyle bir patlayacak ki Türk Hava Yolları seferlerini bile iptal edecek ama ne zaman.. çok yakında bence.
Semih: Girişte de söylediğim gibi, bir sıkıntı var Sevişen Türk'te. Hatta twitter'a yeni bebeği ile birlikte koyduğu fotoğrafı bile 5 6 dakika inceledim. Gözler hep buğulu buğulu. Her futbolcu her gün muhteşem oynayacak diye bir şey yok. Semih'in kredisi çok fazla bende. Bu maç vasattı önümüzde ki maç daha iyi olacağına eminim.
Alex: ...
25 Ağustos 2011 Perşembe
Ayakkabı Kirli Ama...
Dün akşam saatlerinde yaşanılan kıyımın etkisi hala taraftarın üzerinde.
Aradan saatler geçmesi ile olayın sıcaklığının yerini mantıklı düşünceye bırakması gerekse de sinir, kızgınlık, acı dinmiyor gibi. Dinmez de zaten, çünkü yapılan haksızlığın, bırakılmış çaresizliğin haddi hesabı yok
*Avrupa liglerinden örnekler,
*50 55 günlük süreçte yaşananlar,
*Futbolcuların her damlası helal olan alın terleri
akıllara geldikçe Basiretsiz, Güçsüz, Ezik, Lobisiz, Lobsuz Federasyon ve Başkanına kin azalacak gibi de görünmüyor.
Sanırsınız ki 3. dünya ülkesi Türkiye, Ne hak var ne hukuk, elin Uefa müfettişi gelir, TÜRKİYE futbol federasyonu başkanını önünde eğiltir ve gerekeni yapar.
Adamlar kendince haklı, dışarıdan bakıldığında Fenerbahçe klubünun ayakkabısında çamur görüyorlar ve evlerini kirletmek istemedikleri için Fenerbahçe'yi evlerine almak istemiyorlar. Ayağımıza kadar gelip savcıyla, başkanla görüşüyorlar ve kararlarını TFF'nin söylediklerine göre veriyorlar. Demek ki TFF "Fenerbahçe suçludur diye bir kanıda bulunmuş müfettişe.
Peki ya tamda bu nokta da
Ama şu söylenemez miydi basiretsiz başkan ?
Bak Uefa, dışarıdan bakıldığında Fenerbahçe'nin ayakkabısında kir olduğunu görüyor olmana saygı duyuyoruz. Ama şuan spor mahkemeleri dışında adli mahkemelerde cereyan eden olaylar birazda olsa etik kurulumuz tarafından incelendiğinde, inancımız çamurun sadece ayakkabıda olduğu ve ayakların aslında pür-ü pak olduğu yönündedir. Zaten klüp evinize geldiğinde dışarı ile tek bağlantısı olan ayakkabısını da diğerleri gibi kapının dışında bırakacağı muhakkaktır. Portekiz'de ayakkabısı kirlenen Porto evinizin içinde dolaşmadı mı, İtalya'da sadece ayakkabısı değil tüm kıyafeti çamura bulanmış Milan, sizin evinize girmedi mi hatta o sene evinizin kral dairesinde yaşamadı mı..
1993 yılında Fransa'da üstü başı yırtık Marsilya elini kolunu sallayarak evinize girmedi mi sonrasında yırtığı farkettiğiniz halde şuan hala bilgi ve belgelerde 1993 yılı CL şampiyonu Marsilya olarak yer almıyor mu? ve takip eden sene içerisinde Marsilya'ya "bu sene bizim evimize gelme" demediniz mi ? hatta sonrasında "sen gelme PSG gelsin" dediğinizde PSG klubünün "biz haketmediğimiz yerde olamayız" cevabını aldığınızda ne hissettiniz ?
"Hiç ihtimal vermiyoruz ama" olası bir suç durumunda yaptırımın Türkiye'ye değil Fenerbahçe'ye uygulanması gerekliliği bir gerçektir. Devam eden süreçte Fenerbahçe klubünun ayaklarının kirli olduguna kat'i bir yargı ile karar verilirse bunun ceremesini Fenerbahçe klubü çekmelidir.
Ben Şampiyonumun arkasındayım, Onun destekçisiyim. Portekiz'e İtalya'ya Yunanistan'a nasıl davranılıyorsa öyle davranılmasını istemem en doğal hakkımdır.
Ha bu arada... Fenerbahçe gelmesin Trabzonspor'u alıyoruız biz Ne Demek ? Eşşek başımıyım ben burda. Fenerbahçe'yi almak istememeni anlarım ama bırakta Fenerbahçe olmayacaksa kimin olacağına ben kendim karar vermem gerekmez mi ?
-------------
Senden istenilenin hepsi buydu başkan. Ama bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, sen öğretmeni olduğun sınıfta öğrenci olan kendi öz evladının "kayırıyor, torpil geçiyor, kıyak yapıyor" demesinler diye evladının kendi alın teriyle 5-5-5 aldığı yazılılarına rağmen karnesine 3 düşüren hocababasın.
Yazıklar olsun.
23 Mart 2011 Çarşamba
Yok Artık Fenerbahçe Yönetimi !
Türkiye’de taraftar olmak başlı başına büyük bir zorluk iken bir de buna gönül verdiğiniz kulübün yönetim kurulunun aleyhte yaptığı uygulamalar dahil olunca iş iyice çığrından çıkıyor. Fenerbahçe yönetiminin bilet konusunda uyguladığı faiş fiyat politikası senelerdir sarı lacivert renklere gönül veren biz ve bizler gibi milyonları bıktırdı.
Bu konuda gerek bloglarda gerekse taraftar siteleri ve forumlarda dertler dile getirilmiş ve Sayın Yönetim Kurulumuz sezon başında kombine bilet fiyatlarına zam yapmayarak, kale arkası bilet fiyatlarını da 33 TL’ye çekerek Büyük Fenerbahçe’nin Büyük taraftarını mutlu etmişti.
Geçtiğimiz sezonun son maçında kendi evimizde Trabzonspor ile berabere kalarak şampiyonluğu kaybetmemize ve Avrupa kupalarına erken veda etmemize rağmen Fenerbahçe taraftarı olarak bizler, görevimizi fazlası ile yerine getirerek gerek futbol takımımıza gerekse de Erkek-Kadın Basketbol ve Voleybol takımlarımız başta olmak üzere Fenerbahçe armasının mücadele ettiği her branşta elimizden geldiği kadar kulübümüze maddi ve manevi destek vererek görevimizi yerine getirdik.
Ligin ilk yarısını 9 puan farkla ikinci sırada tamamlamamıza rağmen Fenerbahçe camiası olarak arzu edilen birlik ve beraberliği göstererek takımımıza her zamankinden daha çok güvendik ve daha çok destek verdik. Hem yönetim kurulumuzun, hem teknik ekibimizin, hem futbolcularımızın gösterdiği büyük özveri hem de taraftarların oluşturduğu ambiyans ile 9 puanlık farkı eriterek liderliği de ele geçirdik.
Her şey bu kadar güzel giderken Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nun Bursaspor ile Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynayacağımız karşılaşmada kale arkası bilet fiyatlarını tekrar 44 TL’ye yükseltmesine her sene olduğu gibi bu senede anlam veremiyoruz. Takım içindeki prim sistemi nasıl belliyse bilet fiyatları da sezon başında belirleniyor. (Geçen sene FBTV’de Sayın Ali Koç ve Sayın Şekip Mosturoğlu bu konuyu böyle ifade etmişti.) Bilet fiyatları sadece derbi maç olarak kabul edilen Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor maçlarında artıyor, bu da zaten Fenerbahçe taraftarı tarafından da kabul görüyordu.
Umuyoruz ki Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu, Bursaspor maçını da derbi statüsüne aldık gibisinden mesnetsiz bir açıklama yapmaz. Kaldı ki tekrar edilemeyen bir başarıyı tesadüf olarak kabul eden zihniyet, Bursaspor’un sadece bir kez şampiyon olduğunu hatırlayacaktır.
Ligde liderliğe yükselip iyi bir form grafiği yakalar yakalamaz kale arkası bilet fiyatlarına getirilen zam ise maalesef yönetim kurulumuzun fırsatçılığını akıllara getiriyor. Kötü günde bu takıma destek veren taraftarın iyi günlerde ödülü bu mu olacaktı ? Madem bir zam oranı uygun gördünüz bu zam neden sadece kale arkası tribünlerine yapıldı ? Kötü gidişe son verilmesinin ardından uygulamaya konulan bu uygulama adaletsiz ve fırsatçı bir görünüm yarattığı gibi sadece kale arkası tribünleri hedef alınarak yapıldığı için ayrıca ‘’ayrımcı’’ bir uygulamayı da beraberinde getirmiştir.
Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın baskılı ve etkili olmasındaki en büyük etken hiç kuşkusuz bu mabedi dolduran Fenerbahçe taraftarıdır. 90 dakika boyunca susmayan, sahaya görsellik katan ve tribün organizasyonlarının büyük bir kısmını başlatan tribünler de kale arkası tribünleridir. Bu tribünleri dolduranların çoğunluğunun öğrenci veya maddi bakımından orta ve alt gelirli taraftarlarımız olduğu da yıllardır bilinen bir gerçektir. Bugün bir öğrenci Fenerbahçe maçına gelmek istediği takdirde cebinden 70 – 80 TL civarında bir tutar vermek zorunda. Babasından veya annesinden aldığı harçlığı Fenerbahçe’ye harcayacak olan öğrencinin hafta içi okulda ne yiyeceği, arkadaşları ile neler yapabileceğini varın siz düşünün. Aynı şekilde asgari ücretle çalışan bir baba, eşini ve çocuğunu Fenerbahçe maçına götürmek istese sadece bilet fiyatı olarak cebinden 132 TL çıkartmak zorunda. Yani net maaşının neredeyse ¼ ünü sadece bilet fiyatı olarak vermek zorunda. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar da göz önüne alındığında Yönetim Kurulumuzun sadece kale arkası bilet fiyatlarını yeniden 44 TL’ye yükseltmesini şiddetle kınadığımızın bilinmesini isteriz.
Eğer Galatasaray maçında rakibimizin yeni stadındaki hasarın giderilmesi için bir fatura çıkardıysanız biz bu faturayı son maçta kaçan 2 şampiyonluk ile fazlasıyla ödedik zaten … Bu travmaların ardından ayağa kalkabildiysek bunda hiç olmazsa %1 bile olsa bir payımız var ve bunun ödülü ayrımcı bir uygulama ile bilet fiyatlarına yapılan zam olmamalıydı.
FENERBAHÇELİ BLOGGERLAR !
15 Mart 2011 Salı
Kazanırken Yanlışları Görmekte Önemli
Asla ama asla dönen tekere çomak sokma amacı ile yazılmış bir yazı değildir bu baştan söylemek istedim. Hala kocaman umutlarımız var, hala "i could coach a MAN" diyebiliyorum, hala inancım günden güne ikiye katlanıyor. Hatta sezonluk değil 10 yıllık geleceğe umutla bakıyorum orası ayrı. Lakin büyük Fenerbahçe taraftarı olmak ligin ikinci yarısında 8 de 8 yapmış bir takımın ufak tefek pürüzlerini halının altına saklamamayı gerektirir ki bunlarda halledilsin ve 17 de 17 olsun.
Konyaspor karşısında Pazar gecesi televizyon başında izleyipte mabedde olamadığım için kahrolduğum ender maçlardan birisiydi bu. Chelsea, Inter gibi maçlarıda görmeme rağmen Konyaspor gibi kazanmanın çok yüksek olduğu maçta taraftarın sazı eline alması çok güzeldi. O ambiyansta o havayı soluklamamak ciddi anlamda perişan etti beni. Hele ki son 4 - 5 yıllık periyoda bakıldığında ligin en üstteki 7 8 takımına 1 puan dahi vermeyip sezon sonunda küme düşen takımlara verilen 4 yada 6 puanları hatırladıkça taraftarın futbolculara verdiği ""biz maç seçmiyoruz sıra sizde"" mesajı çok doğru şekilde verildi kanaatindeyim.
Gözümüze çarpan ve rötüş gerektiren 3 5 şeye geçecek olursam,
2 gündür Stoch için üzülüyorum ve sanırım bu üzüntüm uzun süre geçmeyecek.
Malum geçtiğimiz hafta blogların kapalı olması sebebiyle buraya yazmak için çok şevkim olmadığı için twitter üzerinden dile getirmiştim düşüncelerimi. Pazar günü oynanacak maç için salı gününden başlamıştım stoch oynamalı diye. Taraftarı görünce motivasyonunu extra katlayan bir özelliğe ve duygusallığa sahip bir oyuncu. Ayrıca devre arası Antalya kampında futbolculara yüklenen güç ve kondisyon artık yavaş yavaş tükeniyor ki bu durum normal. 15 gün sıkı bir şekilde çalışıldı ve ekmeği 2 aydır yeniyor. Bu olayı stoch ile bağlayacak olursam, normal şartlar altında çok kötü oynayan bir Konyaspor'u zorlu viraj öncesinde evinde yakalamışken rotasyona girmek en mantıklısıydı. Stoch'u kaybetmek üzereydik, taraftar stoch'u özlemişti, yerine oynayan DIA 'da yorgunluk emareleri görülmeye başlamıştı ve ibre stabil hale gelmeye başlamıştı. Dinlendirilmesi halliceydi. Maç öncesi TV karşısında resmen resmi ilk 11 i bekledim çok heyecanlı bir şekilde ve sol kanatta stoch adını görünce bildiğin yüksek sesle "oleyy be, aykut hocasın, cansın" diye bağırdım.
Maç boyu toplu yada topsuz oyunda stoch'u seyrettim sadece. Yaptıgı her hücum preste ben mutlu oldum, yanımdakiler onu alkışladıkça ne masumane duygularla ben onu sahiplendim, göğsüm kabardı. Çok savunmuştum çünkü onu vakti zamanında. kaçırdığı gollerde ondan çok üzüldüm ama bir dönem oyundan çıkarken Alex'i sadece Aziz başkanın, hemde ayakta alkışlaması gibi her kaçırdığı golde ayakta alkışladım. Somurtkanlıkları başlayan güruha bende 2 ay halısahada bile top oynamadıktan sonra boş kaleye bile kaçırıyorum dedim. Korudum. Avrupa'da attığı uzaktan şut golü ile zaten belli etmişti hamurunu ama sonra ki maçlarda şutları taça çıkmaya başladığında bile destek olan ben, şutlar kaleyi bulmaya başladığında, kalecinin üstüne gitmeye başladığında gördüm o gelişmeyi. Daha ömründe bir kere bile topa vurmamış, ortaokulda lisede üniversitede amatör top oynamamış insanların eleştirilerine kulak asmıyorum çünkü o haleti ruhiyeyi bilmelerini beklemiyorum. Patlama yapmak isteyen oyuncunun, hayır ben bu değilim, ben aslında bundan çok çok çok daha iyi topçuyum mesajı veren oyuncunun halinden anlıyorum çünkü. O goller kaçacak. Ayak topa alışacak, ayak önündeki kaleye alışacak ki isabet gelsin. hücum pres, 2 ye 1'ler, Adam eksiltmeler, bacak araları, çalımlar, Caner'e yardım etmeye çalışma falan derken son vuruşları dikkate almadığında hali hazırda bir chelsea oyuncusuydu izlediğim. Bu noktada kaptana hakkını teslim etmek gerek tabiki. "sana güveniyorum, bu maç seninle oynayacağım, senin üstüne oynayacağım, seni pozisyonlara sokacağım, her defans arkası koşuda topu sana atacağım" mesajını aldım ben. belki de sadece bana öyle geldi.
Ama 2-3 dakika stoch izlerken bir basit pas hatasını gördüm ve bişe var dedim yanımdaki arkadaşlara. Derken spikerden ses duyuldu. Dia eşofmanlarını çıkartıp formasını giyiyordu. hemen etkilendi sarı saç laci göz. Ve Melih Şendil'den şu cümle duyuldu ekranlarda. "Tedirgin tam isabetli kelime stoch için".
Muhtemelen buna benzer duygulardaydı Stoch ve maç sonu lig tv'ye röportajında "kalecide sanki mıknatıs vardı derken ki o sesindeki çocukluk, o üzüntü, o pişmanlık, o titrek ses tonu, ama herşeye rağmen surattan eksik olmayan gülücük. Tabi ki olayı dejenere etmiyorum ama konu stoch oldugunda anladığın üzere biraz hassas oluyorum sayın okuyucu. Ve Aykut hocama sormak isterdim "Hocam ne düşündünüz de maç dakikasına bu kadar çok ihtiyacı olan Stoch'u kenara aldınız ? diye.
Velhasıl kelam yanlışların ilk 2 maddesine ( Stoch'un çıkması yanlıştı ve artık yavaş yavaş Antalya.2da yüklenen güç bitiyor aman dikkat) değindikten sonra gelelim 3.süne.
Fenerbahçe maçı kopartamıyor.
Fenerbahçenin 2. yarıda oynadığı son 8 maçı şöyle:
* Antalyaspor - Fenerbahçe : 0-1
* Fenerbahçe - Geçnlerbirliği : 2-1
* Fenerbahçe - Trabzon : 2-0
* Manisaspor - Fenerbahçe: 1-3
* Fenerbahçe - Kayserispor : 2-0
* Beşiktaş - Fenerbahçe : 2-4
* Fenerbahçe - Kasımpaşa : 2-0
* Gençlerbirliği - Fenerbahçe : 2-4
* Fenerbahçe - Konyapsor : 2-0
Son 6 maç üstüste olmak üzere ligin ikinci yarısında oynanan maçların sonuçlarında dikkat çekici bir nokta var. Hepinizin gördüğü üzere Fenerbahçe son 6 maçını 2 farklı üstünlükle kazanmış. İddaacıların diliyle handikaplı kazanmış. Peki bu durumda benim açımdan olumlu bir durum mu var olumsuz durum mu var ? Tabiki kazanmayı olumlu sayıcaz ama Fenerbahçe 2 farkı bulduğu maçların hiç birisinde maçı 5 e 6 ya götüremiyor diye de bir tez yürütmek akli. Özellikle içerdeki Kasımpaşa ve Konyaspor maçlarında 2 farkı erken bulmuşken o farkı 4 e 5 e taşımak gerekli. Elin oğlu 2 farka ulaşınca bilin ki o maç yüzde 99 dört beş farkla bitecek. Burda Aykut Kocaman'ı tabiki eleştirmiyorum. Bu saha içinde futbolcuların spontane şekilde skora gösterdikleri reaksiyonlarla alakalı. Yoksa bu 8 maçta toplanan 24 puanın en az 10 unun Aykut Hoca'nın oyuncu değişiklikleri sayesinde geldiğini görmeyecek kadar futbol yoksunu değilim.
Bir başka pürüz ise Fenerbahçe'nin defans göbeğinde. Lugano ve Yobo ile muhteşem bir defansa sahipken bunlardan birinin aksaması ile düştüğümüz sıkıntılar gözler önünde. Ne bekir, ne ilhan, ne de bilica bu ikilinin yarısı kadar top oynuyor. Muhakkak istekli ve arzulular. Ellerinde ne varsa hepsini vermeye, Ne kadar ter damlaları varsa hepsini mabedin çimlerine akıttıklarını biliyoruz ama ellerindeki olanlar yetersiz işte. Ama artık bu kalan 9 maç bu ekiple gidecek. O sebepten gerek antrenmanlarda gerek skoru bulduğumuz maçlarda, gerekse de hazırlık maçlarıyla(!) bu geride bekleyen 3 oyuncumuzuda zinde tutmamız gerekiyor. Çünkü çok yüksek ihtimalle sarı kart sınırına yaklaşan yobo ve muhtemelen kalan 9 maçta 4 sarı kart görecek Lugano en az 1 er maç daha kaçıracaklardır. hele ki son dönemeçlerde bireysel defans hatasıyla yenecek akıl dışı bir gol bizi bizden alır uyarmak istedim.
Bu sarı kartlar olağan pozisyonlarda görülebilir buna hiç bir itirazım yok yalnız futbolcuların yüklendikleri liderlik psikolojisiyle, yüksek özgüven ile yaptıkları hatalar ve -şu ana kadar hiç rastlamadığım- şımarık davranışlar ile görülmesi şuan için en olmayacak şey gibi duruyor deyip 4. prüz maddesine bağlıyorum. Heralde şuan Fenerbahçeli futbolcular yerinde olupta özgüven yüklenmemek, biraz da olsa havaya girmemek, kendilerini olduklarından bir gömlek daha üstte görmemek imkansıza yakın bişeydir. Dünyanın her noktasındaki her takımın her futbolcusunda olacak bir şeydir çünkü malumunuz onlar birer robot değil insanlar.
Ama zamanın behrinde bu tarz lakayıt davranışlar ile puanların kaybedilmesi en acı olanı olur heralde. Bu konuda yoğunluk sırasına göre Yobo, Santos, Volkan, Topuz ve Dia'dan korkuyorum ilk 11 oyuncuları içerisinde. Lütfen konuşulsun, lütfen daha önce bu tarz davranışlar ile yediğimiz goller ve sonunda kaçırdığımız şampiyonluklara mal olan maçların videoları seyredilsin. Yine belirtmek isterim ki takım bu havaya girmiş demiyorum, ayrıca takım bu havaya girerse çok aptallardır da demiyorum haşa. Bilakis bu duygu düşünceye kapılmanın çok olağan olduğunu söylüyorum. Hatta 3. madde de 2 yi yakalamışken neden fark 4 e 5 e gitmez konusu ile de bir bağ içerisinde olduğunu düşünüyorum.
Önümde ki karalama kağıdında prüz anlamında 6-7 madde var ama şuan uzunluktan dolayı yazınında okunulabilitesini kaybetmemesi açısından majör olanları sıralamak kafi diye düşünüyorum. Umarım bu noktalara dikkat edilir ve kayıpsız geçilen şubat ayının ardından ilk hedef olarak şu yazımda da bahsettiğim üzere Mart ayını da kayıpsız atlatırız.
Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar..
Konyaspor karşısında Pazar gecesi televizyon başında izleyipte mabedde olamadığım için kahrolduğum ender maçlardan birisiydi bu. Chelsea, Inter gibi maçlarıda görmeme rağmen Konyaspor gibi kazanmanın çok yüksek olduğu maçta taraftarın sazı eline alması çok güzeldi. O ambiyansta o havayı soluklamamak ciddi anlamda perişan etti beni. Hele ki son 4 - 5 yıllık periyoda bakıldığında ligin en üstteki 7 8 takımına 1 puan dahi vermeyip sezon sonunda küme düşen takımlara verilen 4 yada 6 puanları hatırladıkça taraftarın futbolculara verdiği ""biz maç seçmiyoruz sıra sizde"" mesajı çok doğru şekilde verildi kanaatindeyim.
Gözümüze çarpan ve rötüş gerektiren 3 5 şeye geçecek olursam,
2 gündür Stoch için üzülüyorum ve sanırım bu üzüntüm uzun süre geçmeyecek.
Malum geçtiğimiz hafta blogların kapalı olması sebebiyle buraya yazmak için çok şevkim olmadığı için twitter üzerinden dile getirmiştim düşüncelerimi. Pazar günü oynanacak maç için salı gününden başlamıştım stoch oynamalı diye. Taraftarı görünce motivasyonunu extra katlayan bir özelliğe ve duygusallığa sahip bir oyuncu. Ayrıca devre arası Antalya kampında futbolculara yüklenen güç ve kondisyon artık yavaş yavaş tükeniyor ki bu durum normal. 15 gün sıkı bir şekilde çalışıldı ve ekmeği 2 aydır yeniyor. Bu olayı stoch ile bağlayacak olursam, normal şartlar altında çok kötü oynayan bir Konyaspor'u zorlu viraj öncesinde evinde yakalamışken rotasyona girmek en mantıklısıydı. Stoch'u kaybetmek üzereydik, taraftar stoch'u özlemişti, yerine oynayan DIA 'da yorgunluk emareleri görülmeye başlamıştı ve ibre stabil hale gelmeye başlamıştı. Dinlendirilmesi halliceydi. Maç öncesi TV karşısında resmen resmi ilk 11 i bekledim çok heyecanlı bir şekilde ve sol kanatta stoch adını görünce bildiğin yüksek sesle "oleyy be, aykut hocasın, cansın" diye bağırdım.
Maç boyu toplu yada topsuz oyunda stoch'u seyrettim sadece. Yaptıgı her hücum preste ben mutlu oldum, yanımdakiler onu alkışladıkça ne masumane duygularla ben onu sahiplendim, göğsüm kabardı. Çok savunmuştum çünkü onu vakti zamanında. kaçırdığı gollerde ondan çok üzüldüm ama bir dönem oyundan çıkarken Alex'i sadece Aziz başkanın, hemde ayakta alkışlaması gibi her kaçırdığı golde ayakta alkışladım. Somurtkanlıkları başlayan güruha bende 2 ay halısahada bile top oynamadıktan sonra boş kaleye bile kaçırıyorum dedim. Korudum. Avrupa'da attığı uzaktan şut golü ile zaten belli etmişti hamurunu ama sonra ki maçlarda şutları taça çıkmaya başladığında bile destek olan ben, şutlar kaleyi bulmaya başladığında, kalecinin üstüne gitmeye başladığında gördüm o gelişmeyi. Daha ömründe bir kere bile topa vurmamış, ortaokulda lisede üniversitede amatör top oynamamış insanların eleştirilerine kulak asmıyorum çünkü o haleti ruhiyeyi bilmelerini beklemiyorum. Patlama yapmak isteyen oyuncunun, hayır ben bu değilim, ben aslında bundan çok çok çok daha iyi topçuyum mesajı veren oyuncunun halinden anlıyorum çünkü. O goller kaçacak. Ayak topa alışacak, ayak önündeki kaleye alışacak ki isabet gelsin. hücum pres, 2 ye 1'ler, Adam eksiltmeler, bacak araları, çalımlar, Caner'e yardım etmeye çalışma falan derken son vuruşları dikkate almadığında hali hazırda bir chelsea oyuncusuydu izlediğim. Bu noktada kaptana hakkını teslim etmek gerek tabiki. "sana güveniyorum, bu maç seninle oynayacağım, senin üstüne oynayacağım, seni pozisyonlara sokacağım, her defans arkası koşuda topu sana atacağım" mesajını aldım ben. belki de sadece bana öyle geldi.
Ama 2-3 dakika stoch izlerken bir basit pas hatasını gördüm ve bişe var dedim yanımdaki arkadaşlara. Derken spikerden ses duyuldu. Dia eşofmanlarını çıkartıp formasını giyiyordu. hemen etkilendi sarı saç laci göz. Ve Melih Şendil'den şu cümle duyuldu ekranlarda. "Tedirgin tam isabetli kelime stoch için".
Tedirgin olmasamıydım, nasıl olmayacaktım ki. Tam havamı yakalamış, kaçırdığım gollerden sonra taraftarlardan alkış ile destek almışken sahadan çıkmak neydi şimdi. 7 8 haftadır bekliyordum. Taraftar gaza gelmişti. Koşuyordum, Çırpınıyordum, gerekirse çift dalıyordum. o goller kaçtığında hanginiz bendan daha çok üzülecekti ki. O laci gözlerden kendisine nasıl sövdüğü hissediliyordu çünkü. Oynasaydım be 90 dakka hocam.. Haftaya Dıa ile başlayacaksın biliyorum ama oynasaydım. Gol atsaydım, ayağımda ki prangaları sökseydim. Haftaiçi çok çok daha fazla çalışsaydım, taraftarın bana inancı zedelenmeseydi, yem olmasaydım taraftara. Hem bak Dia girdi oyuna ne oldu. Top artık Konya'ya geçti. Caner zorlanmaya başladı, Konya kendi sağından gelmeye başladı, Niang top kaybetmeye başladı be hocam. Çok özlemişim futbol oynamayı, çok özlemişim taraftarı. Neden çıkarttın hocam. yorulmuş olsam dahi zorlasaydım kendimi. Kondisyon yükleseydim. Çimin kokusunu bile bi başka özlemişim hocam. Çıkartmasaydın keşke.
Muhtemelen buna benzer duygulardaydı Stoch ve maç sonu lig tv'ye röportajında "kalecide sanki mıknatıs vardı derken ki o sesindeki çocukluk, o üzüntü, o pişmanlık, o titrek ses tonu, ama herşeye rağmen surattan eksik olmayan gülücük. Tabi ki olayı dejenere etmiyorum ama konu stoch oldugunda anladığın üzere biraz hassas oluyorum sayın okuyucu. Ve Aykut hocama sormak isterdim "Hocam ne düşündünüz de maç dakikasına bu kadar çok ihtiyacı olan Stoch'u kenara aldınız ? diye.
Velhasıl kelam yanlışların ilk 2 maddesine ( Stoch'un çıkması yanlıştı ve artık yavaş yavaş Antalya.2da yüklenen güç bitiyor aman dikkat) değindikten sonra gelelim 3.süne.
Fenerbahçe maçı kopartamıyor.
Fenerbahçenin 2. yarıda oynadığı son 8 maçı şöyle:
* Antalyaspor - Fenerbahçe : 0-1
* Fenerbahçe - Geçnlerbirliği : 2-1
* Fenerbahçe - Trabzon : 2-0
* Manisaspor - Fenerbahçe: 1-3
* Fenerbahçe - Kayserispor : 2-0
* Beşiktaş - Fenerbahçe : 2-4
* Fenerbahçe - Kasımpaşa : 2-0
* Gençlerbirliği - Fenerbahçe : 2-4
* Fenerbahçe - Konyapsor : 2-0
Son 6 maç üstüste olmak üzere ligin ikinci yarısında oynanan maçların sonuçlarında dikkat çekici bir nokta var. Hepinizin gördüğü üzere Fenerbahçe son 6 maçını 2 farklı üstünlükle kazanmış. İddaacıların diliyle handikaplı kazanmış. Peki bu durumda benim açımdan olumlu bir durum mu var olumsuz durum mu var ? Tabiki kazanmayı olumlu sayıcaz ama Fenerbahçe 2 farkı bulduğu maçların hiç birisinde maçı 5 e 6 ya götüremiyor diye de bir tez yürütmek akli. Özellikle içerdeki Kasımpaşa ve Konyaspor maçlarında 2 farkı erken bulmuşken o farkı 4 e 5 e taşımak gerekli. Elin oğlu 2 farka ulaşınca bilin ki o maç yüzde 99 dört beş farkla bitecek. Burda Aykut Kocaman'ı tabiki eleştirmiyorum. Bu saha içinde futbolcuların spontane şekilde skora gösterdikleri reaksiyonlarla alakalı. Yoksa bu 8 maçta toplanan 24 puanın en az 10 unun Aykut Hoca'nın oyuncu değişiklikleri sayesinde geldiğini görmeyecek kadar futbol yoksunu değilim.
Bir başka pürüz ise Fenerbahçe'nin defans göbeğinde. Lugano ve Yobo ile muhteşem bir defansa sahipken bunlardan birinin aksaması ile düştüğümüz sıkıntılar gözler önünde. Ne bekir, ne ilhan, ne de bilica bu ikilinin yarısı kadar top oynuyor. Muhakkak istekli ve arzulular. Ellerinde ne varsa hepsini vermeye, Ne kadar ter damlaları varsa hepsini mabedin çimlerine akıttıklarını biliyoruz ama ellerindeki olanlar yetersiz işte. Ama artık bu kalan 9 maç bu ekiple gidecek. O sebepten gerek antrenmanlarda gerek skoru bulduğumuz maçlarda, gerekse de hazırlık maçlarıyla(!) bu geride bekleyen 3 oyuncumuzuda zinde tutmamız gerekiyor. Çünkü çok yüksek ihtimalle sarı kart sınırına yaklaşan yobo ve muhtemelen kalan 9 maçta 4 sarı kart görecek Lugano en az 1 er maç daha kaçıracaklardır. hele ki son dönemeçlerde bireysel defans hatasıyla yenecek akıl dışı bir gol bizi bizden alır uyarmak istedim.
Bu sarı kartlar olağan pozisyonlarda görülebilir buna hiç bir itirazım yok yalnız futbolcuların yüklendikleri liderlik psikolojisiyle, yüksek özgüven ile yaptıkları hatalar ve -şu ana kadar hiç rastlamadığım- şımarık davranışlar ile görülmesi şuan için en olmayacak şey gibi duruyor deyip 4. prüz maddesine bağlıyorum. Heralde şuan Fenerbahçeli futbolcular yerinde olupta özgüven yüklenmemek, biraz da olsa havaya girmemek, kendilerini olduklarından bir gömlek daha üstte görmemek imkansıza yakın bişeydir. Dünyanın her noktasındaki her takımın her futbolcusunda olacak bir şeydir çünkü malumunuz onlar birer robot değil insanlar.
Ama zamanın behrinde bu tarz lakayıt davranışlar ile puanların kaybedilmesi en acı olanı olur heralde. Bu konuda yoğunluk sırasına göre Yobo, Santos, Volkan, Topuz ve Dia'dan korkuyorum ilk 11 oyuncuları içerisinde. Lütfen konuşulsun, lütfen daha önce bu tarz davranışlar ile yediğimiz goller ve sonunda kaçırdığımız şampiyonluklara mal olan maçların videoları seyredilsin. Yine belirtmek isterim ki takım bu havaya girmiş demiyorum, ayrıca takım bu havaya girerse çok aptallardır da demiyorum haşa. Bilakis bu duygu düşünceye kapılmanın çok olağan olduğunu söylüyorum. Hatta 3. madde de 2 yi yakalamışken neden fark 4 e 5 e gitmez konusu ile de bir bağ içerisinde olduğunu düşünüyorum.
Önümde ki karalama kağıdında prüz anlamında 6-7 madde var ama şuan uzunluktan dolayı yazınında okunulabilitesini kaybetmemesi açısından majör olanları sıralamak kafi diye düşünüyorum. Umarım bu noktalara dikkat edilir ve kayıpsız geçilen şubat ayının ardından ilk hedef olarak şu yazımda da bahsettiğim üzere Mart ayını da kayıpsız atlatırız.
Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar..
8 Mart 2011 Salı
Özer Hurmacı'ya açık mektup
Fenerbahçe'de geçirdiği 4. cü uzun dönem sakatlığının ardından takım içi sakatlıkların da yardımıyla hocası, abisi, babası Aykut Kocaman'dan tekrar yavaş yavaş forma fırsatını buluyor bu haftalarda Özer hurmacı.
Gençlerbirliği deplasmanında da ilk 11 çıktı sahaya nihayetinde. Kanat oyuncusu olarak görev yaptığında defansı asla ihmal etmemesi ve kaptırdığı topun arkasından koşması onu diğerlerinden bir adım öne çıkartıyor ama az önce tüyosunu verdiğim topu çok fazla kaybetmesi ise 2 adım geri götürüyor.
Dünkü maçın ilk yarısının sallanılan dönemlerinde 2 kere rakip yay üzerinden Volkan Demirel'in yanı başına kadar ciddi derecede depar attı Özer Hurmacı. Öyle deparlardı ki bunlar Fenerbahçe 4 e 3 falan yakalanmıştı ve o noktalarda Özer olmasaydı top 2 gençlerbirliğili oyuncularla buluşacaktı, gol olması içten bile değildi. Belki de maçı bize getiren hareketlerdi. Bu konuda bir teşekkürü göndermek istedim.
Yapması gerekene gelince; İyi niyetli oldugundan zerre kadar şüphem olmaması ile birlikte her attığı pasın final pası olmasını, her attığı topun müstakbel asist olmasını istemesi kendisi adına en büyük handikap. Sürekli süperman olmak derdinde ama kendisinden bu istenmediğini bilmeli. Superman olacak yetenekte mi? Tabi ki evet. Her zaman evet ama şuan için gerek yok. Niang'ta superman olmak istese, dia da istese tepkim aynı olacak. Gerek yok.
Alex de Souza ile birlikte oynamanın hem psikolojik hemde fiziksel özelliklerini kullanması gerek ayrıca. Bu onun için büyük avantaj -fakat bunu Tuncay Şanlı da çok uzun dönem yapamamıştı- Bazı anlarda kısa ve garanti pas vermek günah değil, Alex hep yapıyor. Bazı zamanlarda oyunu kanatlara açmak suç değil bunu Alex her zaman yapıyor. Garanti pas ile oynadığı zaman kimse ona öcü gözüyle bakmayacak bunu bilmeli ama empati yapabiliyorum. 2 yıldır sürekli şansızlıklar ile boğuşuyor ve bir an evvel patlama yapmak istediği attığı deparlar sırasında gözlerinden okunuyor. Bu durum Alexi mental anlamda örnek almasıydı.
Birde oyun içinde Alexi kullanmayı öğrenmeli. Olay çok basit. Alex ile duvar pası yapacaksın. Hepsi bu. Gol kralıda olursun, Asist kralıda. Rakip saha da topu alex'e teslim et çapraz koş, alan boşalt ya golü niang atsın ya alex o topu koşu yoluna atıp seni kaleci ile karşı karşıya bıraksın. Ama az önce dediğim gibi Tuncay Şanlı kendisine örnek olmalı bu konuda. 3-4 yıldır çok daha kaliteli oyuncularla oynamasına rağmen fenerbahçede bir sezonda attığı golün yarısına bile ulaşamadı Tuncay. Çünkü Alex faktörü var.
Basit oyna Özer, empati yapıyor ve seni anlıyorum. Ben ayağımın içinde demir parçasıyla araba bile süremezken senin bu sıkıntıları çektiğini hissediyorum. Bir kemal aslan, bir mehmet yozgatlı olmayacaksın ve adını fenerbahçe tarihine altın harflerle kazıyacaksın buna inanıyorum ama senden istediğim tek şey bu. Basit oyun.
Ne diyor John Cryuff baba..
Futbol basit oyundur ama zor olan ise basit oynamaktır.
Gençlerbirliği deplasmanında da ilk 11 çıktı sahaya nihayetinde. Kanat oyuncusu olarak görev yaptığında defansı asla ihmal etmemesi ve kaptırdığı topun arkasından koşması onu diğerlerinden bir adım öne çıkartıyor ama az önce tüyosunu verdiğim topu çok fazla kaybetmesi ise 2 adım geri götürüyor.
Dünkü maçın ilk yarısının sallanılan dönemlerinde 2 kere rakip yay üzerinden Volkan Demirel'in yanı başına kadar ciddi derecede depar attı Özer Hurmacı. Öyle deparlardı ki bunlar Fenerbahçe 4 e 3 falan yakalanmıştı ve o noktalarda Özer olmasaydı top 2 gençlerbirliğili oyuncularla buluşacaktı, gol olması içten bile değildi. Belki de maçı bize getiren hareketlerdi. Bu konuda bir teşekkürü göndermek istedim.
Yapması gerekene gelince; İyi niyetli oldugundan zerre kadar şüphem olmaması ile birlikte her attığı pasın final pası olmasını, her attığı topun müstakbel asist olmasını istemesi kendisi adına en büyük handikap. Sürekli süperman olmak derdinde ama kendisinden bu istenmediğini bilmeli. Superman olacak yetenekte mi? Tabi ki evet. Her zaman evet ama şuan için gerek yok. Niang'ta superman olmak istese, dia da istese tepkim aynı olacak. Gerek yok.
Alex de Souza ile birlikte oynamanın hem psikolojik hemde fiziksel özelliklerini kullanması gerek ayrıca. Bu onun için büyük avantaj -fakat bunu Tuncay Şanlı da çok uzun dönem yapamamıştı- Bazı anlarda kısa ve garanti pas vermek günah değil, Alex hep yapıyor. Bazı zamanlarda oyunu kanatlara açmak suç değil bunu Alex her zaman yapıyor. Garanti pas ile oynadığı zaman kimse ona öcü gözüyle bakmayacak bunu bilmeli ama empati yapabiliyorum. 2 yıldır sürekli şansızlıklar ile boğuşuyor ve bir an evvel patlama yapmak istediği attığı deparlar sırasında gözlerinden okunuyor. Bu durum Alexi mental anlamda örnek almasıydı.
Birde oyun içinde Alexi kullanmayı öğrenmeli. Olay çok basit. Alex ile duvar pası yapacaksın. Hepsi bu. Gol kralıda olursun, Asist kralıda. Rakip saha da topu alex'e teslim et çapraz koş, alan boşalt ya golü niang atsın ya alex o topu koşu yoluna atıp seni kaleci ile karşı karşıya bıraksın. Ama az önce dediğim gibi Tuncay Şanlı kendisine örnek olmalı bu konuda. 3-4 yıldır çok daha kaliteli oyuncularla oynamasına rağmen fenerbahçede bir sezonda attığı golün yarısına bile ulaşamadı Tuncay. Çünkü Alex faktörü var.
Basit oyna Özer, empati yapıyor ve seni anlıyorum. Ben ayağımın içinde demir parçasıyla araba bile süremezken senin bu sıkıntıları çektiğini hissediyorum. Bir kemal aslan, bir mehmet yozgatlı olmayacaksın ve adını fenerbahçe tarihine altın harflerle kazıyacaksın buna inanıyorum ama senden istediğim tek şey bu. Basit oyun.
Ne diyor John Cryuff baba..
Futbol basit oyundur ama zor olan ise basit oynamaktır.
Aziz Öğretmen - Klupler Birliği - Fenerbahçe
malum gün Trabzon ve Beşiktaş kanadından gelen açıklamalar ile çalkalanıyor. Sadri Şener Aziz Yıldırımdan istifasını istemektedir. Ona cevabımı bir önceki yazımda verdim zaten.
İstifa konusuna ise şu şekilde değinebilirim.
Bu olay hemen hemen hepimizin okul çağlarında yaşadığı bir olayı akla getirmektedir. Lisede yada orta okulda öğrencisinizdir ve babanız öğretmendir. Belki babanızın girdiği derste inanılmaz başarılısınızdır ama sınavlardan 100 alınca insanlara "benimde babam öğretmenim olsa bende 100 alırım" sorularını getirmemek adına belki de çok kere bilerek bildikleri soruları yanlış cevaplamışlardır. Belki o baba çocugunu o dersin ilahı haline getirecektir özel derslerle ama kendi öğrencisi olmasından dolayı hakkaniyet derdine düşüp bir şekilde evladına-öğrencisine- haksızlık etmektedir.
Buna benzer bir olay yaşanmaktadır Aziz yıldırım - Klupler Birliği - Fenerbahçe Futbol Takımı arasında.
Hakkaniyet derdine düşmüş Aziz Yıldırım hoca aslında kendi evladını ihmal etmiştir, Çıra dibine kör yanar misali Aziz öğretmen diğer öğrencilerin aklına en ufak bir sıkıntı getirmemek için çoğu kere kavgada kendi evladının değil diğer öğrencilerin tarafını tutmuştur.
Ama hala bunu anlamayan nankör öğrenciler ders döneminin çok uzun zamanında, işine geldiği yerlerde hocasıyla iyi geçinir, yemek ısmarlattırır, yaramazlık yapar ses çıkmaz ama iş sınav vaktine geldiğinde ve sınav sonucu başarısız olmaya başladığında o öğretmen hakkında kaka öğretmen yorumu yapar ya hani. İşte öyle bir şey.
İstifa konusuna ise şu şekilde değinebilirim.
Bu olay hemen hemen hepimizin okul çağlarında yaşadığı bir olayı akla getirmektedir. Lisede yada orta okulda öğrencisinizdir ve babanız öğretmendir. Belki babanızın girdiği derste inanılmaz başarılısınızdır ama sınavlardan 100 alınca insanlara "benimde babam öğretmenim olsa bende 100 alırım" sorularını getirmemek adına belki de çok kere bilerek bildikleri soruları yanlış cevaplamışlardır. Belki o baba çocugunu o dersin ilahı haline getirecektir özel derslerle ama kendi öğrencisi olmasından dolayı hakkaniyet derdine düşüp bir şekilde evladına-öğrencisine- haksızlık etmektedir.
Buna benzer bir olay yaşanmaktadır Aziz yıldırım - Klupler Birliği - Fenerbahçe Futbol Takımı arasında.
Hakkaniyet derdine düşmüş Aziz Yıldırım hoca aslında kendi evladını ihmal etmiştir, Çıra dibine kör yanar misali Aziz öğretmen diğer öğrencilerin aklına en ufak bir sıkıntı getirmemek için çoğu kere kavgada kendi evladının değil diğer öğrencilerin tarafını tutmuştur.
Ama hala bunu anlamayan nankör öğrenciler ders döneminin çok uzun zamanında, işine geldiği yerlerde hocasıyla iyi geçinir, yemek ısmarlattırır, yaramazlık yapar ses çıkmaz ama iş sınav vaktine geldiğinde ve sınav sonucu başarısız olmaya başladığında o öğretmen hakkında kaka öğretmen yorumu yapar ya hani. İşte öyle bir şey.
Yazıklar olsun sana Sadri
uludagsozluk'e yazı yazmıştım, o yazı ekseninde, sözlük formatından çıkartarak burda da benzerini ve rütuşlu halini paylaşayım dedim.
Aziz Yıldırım'ın klupler birliği başkanı olduğu yıllarda, 2010 da Bursasporun 2009 da Beşiktaş'ın 2008 de Galatasaray'ın 2007 de ise Fenerbahçenin kazandığını bilmek istemeden sallayan başkandır Sadri Şener.
Nankördür.
Dünyasını sadece etrafında gördüğü insanlardan ibaret sanıp onların sözleriyle gaza gelip, birde aşağılık kompleksinin getirdiği hissiyatla "bende burdayım" deme ihtiyacı hissetmektedir.
O derece sıkıntılı bir ruh haline bürünmüştür ki, Diğer takımların sadece Fenerbahçe düşmanlığı adına söyledikleri "Trabzon şampiyon olsun" sözüne çıkıp "Ne demek istiyorsunuz bukalemun olmayın, kendi tarafınızda olun, bizi zaten bizim taraftarımız destekler" tarzı cümlerlerle posta koyacağına "Türkiyenin 4 te 3 ü bizi destekliyor" cümlesi ile gururlanmaktadır. Peki bu aciziyet belirtisi değildir de nedir?
Ona göre Aziz Yıldırım klüpler birliği başkanlığından istifa etmelidir cünkü klupler digitürkten 4 yıllığına 400 milyon dolar para almışlardır, artık klupler 8 yabancı ile oynayabileceklerdir ve herşeyden önemlisi tüm kluplerin milyonlarca dolar vergi borçları neredeyse sıfırlanmıştır. Hatta durmayıp öncelikle taurasi amacıyla olmak üzere, mersin'de ki, van'da ki, Ankara'da ki kluplerde haksız doping olayıyla futbolcularına kavuşmuşlardır. Hatta bu futbalcılardan biriside * kendisine gol bile atmıştır. Ve daha nice yapılmışlıklar.
Hatta tüm bunların yaşandığı 2008 2009 2010 ve 2011 yıllarında Fenerbahçe'nin tek bir futbol başarısı yoktur. Aksine bu 4 yılda 5 ya da 6 kere hep finallerde, son dakikalarda kaybetmiştir.
Ama sadri şener hala istifadan bahsetmektedir.
Artık Öküz ölmüştür ama ortaklıklar bozulmadan öküzün yerini Sadri Şener almıştır.
Aziz Yıldırım'ın klupler birliği başkanı olduğu yıllarda, 2010 da Bursasporun 2009 da Beşiktaş'ın 2008 de Galatasaray'ın 2007 de ise Fenerbahçenin kazandığını bilmek istemeden sallayan başkandır Sadri Şener.
Nankördür.
Dünyasını sadece etrafında gördüğü insanlardan ibaret sanıp onların sözleriyle gaza gelip, birde aşağılık kompleksinin getirdiği hissiyatla "bende burdayım" deme ihtiyacı hissetmektedir.
O derece sıkıntılı bir ruh haline bürünmüştür ki, Diğer takımların sadece Fenerbahçe düşmanlığı adına söyledikleri "Trabzon şampiyon olsun" sözüne çıkıp "Ne demek istiyorsunuz bukalemun olmayın, kendi tarafınızda olun, bizi zaten bizim taraftarımız destekler" tarzı cümlerlerle posta koyacağına "Türkiyenin 4 te 3 ü bizi destekliyor" cümlesi ile gururlanmaktadır. Peki bu aciziyet belirtisi değildir de nedir?
Ona göre Aziz Yıldırım klüpler birliği başkanlığından istifa etmelidir cünkü klupler digitürkten 4 yıllığına 400 milyon dolar para almışlardır, artık klupler 8 yabancı ile oynayabileceklerdir ve herşeyden önemlisi tüm kluplerin milyonlarca dolar vergi borçları neredeyse sıfırlanmıştır. Hatta durmayıp öncelikle taurasi amacıyla olmak üzere, mersin'de ki, van'da ki, Ankara'da ki kluplerde haksız doping olayıyla futbolcularına kavuşmuşlardır. Hatta bu futbalcılardan biriside * kendisine gol bile atmıştır. Ve daha nice yapılmışlıklar.
Hatta tüm bunların yaşandığı 2008 2009 2010 ve 2011 yıllarında Fenerbahçe'nin tek bir futbol başarısı yoktur. Aksine bu 4 yılda 5 ya da 6 kere hep finallerde, son dakikalarda kaybetmiştir.
Ama sadri şener hala istifadan bahsetmektedir.
Artık Öküz ölmüştür ama ortaklıklar bozulmadan öküzün yerini Sadri Şener almıştır.
Orhan Şam
Fenerbahçenin Gençlerbirliğini yendiği maçta ortaya enteresan da bir olay çıktı.
Yaklaşık 2 aydır Aziz Yıldırım doping hatası olayı ile uğraşıyor malum. Taurasi olayında, en az taurasi kadar suçsuz olan bir diğer isim ise Orhan Şam. Aynı Orhan Şam'ki Aziz Yıldırım'ın yoğun çalışmaları sebebi hatayı ortaya çıkarttığı hata sayesinde sahaara geri döndü ve bu karşılaşmada Fenerbahçe'ye gol atıp belki de Fenerbahçe'nin şampiyonluk yürüyüşünde önüne engel koyacaktı.
Büyük takım olmak, büyük başkan olmak böyle bir şey olsa gerek.
Yaklaşık 2 aydır Aziz Yıldırım doping hatası olayı ile uğraşıyor malum. Taurasi olayında, en az taurasi kadar suçsuz olan bir diğer isim ise Orhan Şam. Aynı Orhan Şam'ki Aziz Yıldırım'ın yoğun çalışmaları sebebi hatayı ortaya çıkarttığı hata sayesinde sahaara geri döndü ve bu karşılaşmada Fenerbahçe'ye gol atıp belki de Fenerbahçe'nin şampiyonluk yürüyüşünde önüne engel koyacaktı.
Büyük takım olmak, büyük başkan olmak böyle bir şey olsa gerek.
Fener 4 sever
Öteki 4 te 3 lük kısmıda saydığımız zaman tüm Türk futbolseverlerinin gözlerinin üstünde olduğu maçta Fenerbahçem ligde 6. kez 4 gollü bir galibiyet çıkararak dün akşam diğer 4te 3 lük kısma bıraktığı liderliği tekrar aldı.
Atılan 2 golden ziyade yenilen 2 gol ve yenilmeyen 1 2 golü saymazsak eğer Fenerbahçe için başarılı bir maç oldu.
Gençlerbirliği'nin son haftalarda yükselen performansı, kar, Ankara, Gökhan Gönülsüzlük, Dün akşam Trabzonsporun kazanması vs derken aslında endişeliydim diyebilirim bu maçtan.
Ne olduğunu anlamadan, rakibin kafasından gelip gelmediği 15 kere tekrar izlenmesine rağmen ofsayt olup olmadığına karar verilemeyen bir gol ve kanımca haklı bir penaltı ile 2-0 öne geçtik. Maçın bu havası izleyen tüm taraftarların aklını çelmiş olan "5 e gider bu maç" düşüncesinin futbolcularında kafalarının içine sızan mikropluğundan olsa gerek takımın büründüğü rehavet sonucunda ise devre 2-2 ile sona erdi. Ayrıca rehavetle birlikte zaten ilk yarıda Fenerbahçe son 2 ayda bizi alıştırdığı 4. vites oyunundan 3. vitese gerilemişti.
2. yarıya "Acabalar ile başlamışken" takım toparlanmış görüldü. Devre arası konuşmaları işe yaramış gibi görünüyordu. Burada öne çıkan kondisyon farkı da etkiliydi tabi. Hala Antalya kampının ekmeğini mi yiyoruz bilmiyorum lakin takımın gücü çok yüksek seviyede. 80. dakikalarda Alex'in presini gördük, atılan 4. golde Emre ve Santostan muhteşem sprintler gördük.
2. yarı ile başlayan yoğun kar, sahayı bembeyaz örtü ile kaplamışken maçın bitiminde -hala kar yağışı devam ederken- Gençlerbirliği yar sahasının yemyeşil hale geri dönmesi Fenerbahçe'nin 2. yarıda ki güçlü oyununu ortaya koyuyor. Ayak basılmadık yer bırakılmadı, top tempolu çevrildi, topsuz alanda koşular, alan boşaltmalar ve yardımlaşmalar maçın izlenesi zevkli anlarındandı. Fakat bu sırada 4-2 yi yakaladıktan sonra takımın kronikleşen öne geçtikten sonra geriye yaslanma huyu dikkat edilmesi gereken olaylardan
Nihayetinde Fenerbahçe 8 de 8 ile yoluna devam ediyor. Ve Ankara'ya öyle yakışıyor ki kar. Saf, berrak kar Fenerbahçe'nin yanında olduğu anlarda diğer(!) mikroplarıda toprağa gömüyor.
Atılan 2 golden ziyade yenilen 2 gol ve yenilmeyen 1 2 golü saymazsak eğer Fenerbahçe için başarılı bir maç oldu.
Gençlerbirliği'nin son haftalarda yükselen performansı, kar, Ankara, Gökhan Gönülsüzlük, Dün akşam Trabzonsporun kazanması vs derken aslında endişeliydim diyebilirim bu maçtan.
Ne olduğunu anlamadan, rakibin kafasından gelip gelmediği 15 kere tekrar izlenmesine rağmen ofsayt olup olmadığına karar verilemeyen bir gol ve kanımca haklı bir penaltı ile 2-0 öne geçtik. Maçın bu havası izleyen tüm taraftarların aklını çelmiş olan "5 e gider bu maç" düşüncesinin futbolcularında kafalarının içine sızan mikropluğundan olsa gerek takımın büründüğü rehavet sonucunda ise devre 2-2 ile sona erdi. Ayrıca rehavetle birlikte zaten ilk yarıda Fenerbahçe son 2 ayda bizi alıştırdığı 4. vites oyunundan 3. vitese gerilemişti.
2. yarıya "Acabalar ile başlamışken" takım toparlanmış görüldü. Devre arası konuşmaları işe yaramış gibi görünüyordu. Burada öne çıkan kondisyon farkı da etkiliydi tabi. Hala Antalya kampının ekmeğini mi yiyoruz bilmiyorum lakin takımın gücü çok yüksek seviyede. 80. dakikalarda Alex'in presini gördük, atılan 4. golde Emre ve Santostan muhteşem sprintler gördük.
2. yarı ile başlayan yoğun kar, sahayı bembeyaz örtü ile kaplamışken maçın bitiminde -hala kar yağışı devam ederken- Gençlerbirliği yar sahasının yemyeşil hale geri dönmesi Fenerbahçe'nin 2. yarıda ki güçlü oyununu ortaya koyuyor. Ayak basılmadık yer bırakılmadı, top tempolu çevrildi, topsuz alanda koşular, alan boşaltmalar ve yardımlaşmalar maçın izlenesi zevkli anlarındandı. Fakat bu sırada 4-2 yi yakaladıktan sonra takımın kronikleşen öne geçtikten sonra geriye yaslanma huyu dikkat edilmesi gereken olaylardan
Nihayetinde Fenerbahçe 8 de 8 ile yoluna devam ediyor. Ve Ankara'ya öyle yakışıyor ki kar. Saf, berrak kar Fenerbahçe'nin yanında olduğu anlarda diğer(!) mikroplarıda toprağa gömüyor.
27 Şubat 2011 Pazar
Şubatta Aşk Başkadır
Blogu takip eden sevgili arkadaşlarım hatırlattılar az önce. Şubat ayı başında şöyle bir post girmiştim bloga. Kısaca özet geçecek olursam, 2010 Şubat ayı içerisinde Daum yönetiminde ki takımın şubat ayında oynadığı ardarda 7 maçın hiçbirisini kazanamadığını ve 4 yenilgi 3 beraberlik ile ayrıldığını yazmıştım. Daha sonra kendi çapımda yaptığım araştırmalar ile şubat ayının Fenerbahçeye hiç yaramadığını görmüş bunun sebebini takım devre arası kampında iyi çalışmıyor olarak yorumlamıştım. Çünkü artık yavaş yavaş diğer takımların düşme gösterdiği ligin 20 ila 25. haftasında son düzlükten önceki sert viraja girildiği haftalardan başarıyla çıkmak önemliydi.
Ve şimdi durum gayet keyif verici.
05 Şubat 2011 - Manisaspor vs Fenerbahçe 1-3
14 Şubat 2011 - Fenerbahçe vs Kayserispor 2-0
20 Şubat 2011 - BeşiktaşJK vs Fenerbahçe 2-4
27 Şubat 2011 - Fenerbahçe vs Kasımpaşa 2-0
Ben 3 - 4 puan kaybını dahi göze almışken takım şubat ayında ligin kalbur üstü takımların hepsini rahat(!) geçti. Yukarda paylaştığım linkte bahsettiğim ufak tefek öngörülerin neredeyse hepsi gerçekleşti.
Ne yazmıştım o zaman:
Kayseri ile evimizde oynamamız, Trabzon maçına çıkılan motive ile o maça çıkacak olmamız o maçı garanti gösteriyor. Beşiktaş'ın bizim maçımızdan hemen önce ve hemen sonra oynayacakları Dinamo Kiev maçı yine bizim için avantaj görünüyor. Kasımpaşa ligden düşmüş olur. Yeter ki Manisa'yı hasarsız geçelim.Trabzon maçı moral motivasyonu ile mabedde Kayseri kolay geçildi. Beşiktaş Dinamo Kiev faciasındayken arada bizde dürttük, Kasımpaşa hala sonuncu ve umudu yok denecek kadar az. Hele ki sürpriz saydığım son 2 hafta galibiyeti almasaydı bitmişlerdi zaten. Manisayı kazasız geçtik.
Bakalım Mart ayı programımız nasıl
3 maça çıkıyoruz mart ayında:
07 Mart 2011 Gençlerbirliği - Fenerbahçe
13 Mart 2011 Fenerbahçe - Konya
20 Mart 2011 Galatasaray - Fenerbahçe
Kişisel kanaatime göre şubat ayından daha zorlu bir viraj. Çünkü ormanda bir aslandan daha korkutucu ne var diye sorsanız cevap yaralı bir aslan olacaktır. Can havliyle, neyi var neyi yok herşeyiyle savaşacak 2 maça çıkıyoruz. Ankara deplasmanları her zaman sıkıntı olmuştur. Gerçi gençlerbirliği son 4 haftada çıkardığı 3 galibiyet ile düşme potasından biraz uzaklaştılar. 16. takımın (maç fazlalığı-eksikliği ile- 16-18 puanı varken şuan onlar bu 9 puan ile 27 ye ulaştılar ve rahatladılar ama Konya için çanlar son derec ciddi çalıyor. Ve sonrasında derbi.
Takım sahaya çıkarken 'Artık puan kaybetme lüksümüz var, 2 puan kaybetsekte bişe olmaz' düşüncesinin rahatlığı olumlu yansıyor. Futbolcular şuan maç kaybetseler dahi taraftarın yine onlara hep destek tam destek olacağını biliyorlar. Böyle bir psikolojide Mart ayında bu 3 maçtan 2 galibiyet 1 beraberlik beni mutsuz etmez. Bakalım mart ayı neler gösterecek.
Skandal olarak görmüyor, tebrik ediyorum.
Bugun blog sitelerinin, twitterın, sözlüklerin hemen hepsinin gündeminde antu.com un bu görseli var. Özellikle bloglarda ağır bir şekilde eleştirilmiş. Sebebi bundan 2 ay önce antu'nun kendisinden asla beklenmeyecek derece de skor yayıncılığı yaptığını, fenerbahçe'yi sadece kazanırken sevdiğini göstermesiydi. Bu konuya bizde bu sayfalarda şu şekilde değindik zaten
Ama bugünkü introsunu gördüğüm zaman aslında aklıma tüm takım ve yaşadığımız 2 3 yıllık dönemde başımıza gelenler geldi. Antu şuan Aykut Kocaman'a destek veriyorsa bu kendisinin egolardan uzak, geliştirilebilici, farkına varabilen bir yönetime sahip olduğunu gördük. Tabi ki hala aklımızda skor yayıncılığı yapıyor olması kalacak ve Antu'ya olan saygım eskisi gibi olmicak. Hatta şuan aklıma geldi ki ben o olaydan sonra antu'ya girmemişim bile. Ama yiğidi öldürüp bir nokta da hakkını da teslim etmek gerekir diye düşünüyorum.
2.yarının başında Aykut Kocaman - Andre Dos Santos mücadelesinde hem Aykut Kocaman hem de Andre Santos kendisini geliştirmiştir, birşeylerin farkına varmışlardır. Eğer o zaman herkes -doğruyu görse bile- düşündüğünün peşinde gitseydi belki de bugun ne Aykut Kocaman bu camianın içindeydi ne santos.
Tıpkı sezon başında Alex ile girilen mücadele de olduğu gibi.
Daha önce şuan ingilterenin en sükseli takımının ilk forveti olan Anelka'yı bu bağnaz hırs yüzünden kaybetmedik mi zaten, ya da ortegayı, yada kezmanı vs.
Bugunkü 8eşiktaşın halide galatasarayın halide aptal saptal hırslar ve tükürdüğünü yalamamak adına girişilen saçma obsesif haller dolasıyla bu derece rezil değil mi ?
Zamanında yanlış kadro sahaya sürerek bizi yerlerde süründüren hocalar -aslında o kadronun yanlış oldugunu bilmesine rağmen gereksiz hırs, inat uğruna devam etmedi mi aynı hatalı kadroda ve oyuncularda ve stratejide ısrar etmeye.
Futbol dünyası okyanusun ortasında bir gemi ise direksiyonda Aziz Yıldırım Baba varsa antuda bu geminin içinde. O gemi batarsa hepimiz batarız. Bunun bilincinde olmak gerekli. O yüzden Antu'nun siyahla beyaz kadar dönüşümünü, skor kötüyken bir başka sonuçlar iyi gelmeye başlayınca bir başka introsuna saygı duyuyor ve antu'yu bunun için tebrik ediyorum. Aykut sağa sola içe dışa herkese Kocaman koymaya devam ediyor deyip taşımızıda atalım.
23 Şubat 2011 Çarşamba
Kadınlar Türkiye Kupası "Final 8" eşleşmeleri
11-14 Mart tarihleri arasında Gaziantep'te Spor Toto Kadınlar Türkiye Kupası Sekizli Final maçları oynanacak. Kura çekimleri bugun yapıldı.
Kupada Fenerbahçe, Beşiktaş Cola Turka, BOTAŞ Spor, Galatasaray Medical Park, Mersin Büyükşehir Belediyesi, Panküp Kayseri Şeker, Samsun Basketbol ve Tarsus Belediyesi oynayacak.
Gerçekleştirilen kura çekimi sonrası Sekizli Final'de organizasyonunda çeyrek finaldeki eşleşmeler ve programı şu şekilde oluştu:
11 Mart
17.30 Beşiktaş Cola Turka-Samsun Basketbol (A)
20.00 Mersin Büyükşehir Belediyesi-Tarsus Belediyesi (B)
12 Mart
17.30 Fenerbahçe-Panküp Kayseri Şeker (C)
20.00 BOTAŞ Spor-Galatasaray Medical Park (D)
Çeyrek finalde ilk gün mücadelesine çıkacak takımların galipleri 13 Mart'ta yarı finalde eşleşecek. A1 * B1, Yine kupada ikinci günde oynanacak karşılaşmaları kazanacak takımlar da (C1 * D1) 13 Mart'ta yarı finalde birbirleriyle karşılaşacaklar. Sonrası Final zaten.
Fenerbahçe açısından çok şanslı kura çünkü yine Galatasaray ile oynanacak. Panküp 40 sayı farkla geçilir, Galatasaray'a 20 sayı fark atılır. Finalde ise mersin ile karşılaşılır ve kupa alınır diye tahmin ediyorum.
Bayanlara Bol Şanslar.
Mert Günok'un acı kaybı
Sabah twitterdan takımın tercümanı Samet'in verdiği bilgiye göre Mert Günok annesini kaybetmiş. Yakalandığı amansız hastalığı atlatamamış Necmiye Teyze.
Mekanı cennet olsun. Allah kalanlara sabır versin. Daha 21 22 yaşında anne kaybetmek ne acıdır. Başın sağolsun kardeşim.
21 Şubat 2011 Pazartesi
Sarı Lacivert gönüllerde pembe hayallere yasak!
2010 yılı şubat ayının kara olmasının tam tersi bir şekilde muhteşem bir 2. yarı performansıyla Beşiktaş maçına hazırlanıyordu Fenerbahçe. Öncesinde Kayseri'de basketbolun Türkiye kupasını rakibine kaptırmış, hafta içi dinamo kievden 4 yemiş, kaptanının sözleşmesini feshetmiş, teknik direktörüyle bir türlü yıldızı barışmayan bir takım vardı morali üst düzeyde olan Fenerbahçe'nin karşısında. Ayrıca İnönü'nün Fenerbahçe için bir deplasman olmadığının istatistik haberleri de hafta içi süresince heryerde yer alıyordu. Tüm bu etkenler sonucunda maç günü Fenerbahçe'yi 2 adım daha önde görüyordu çoğunluk ve tarafım.
Maçın başlamasına kısa bir süre kala çıkan haberler Fenerbahçe yi bir adım daha öne atıyordu. Gökhan Gönül büyük bir özveri ile oynayabilecekti. Schuster garip(!) bir tertip ile çıkacaktı sahaya. Bobo 18 e alınmamıştı. Defansta bir türlü düzen tutturamayan Ekrem Dağ, Toraman ve Ferrari olmasına rağmen yedek kulübesinde bir defans oyuncusu dahi yoktu.
Maçtan bir gece evvel Aykut Kocaman'ın kafasında oynattığı gibi başladı maç. Santos, Dia, Niang işbirliği içerisinde ilk 25 dakika sezonun en iyi topunu oynadı Fenerbahçe ve bu süre zarfında tam 7 pozisyona girdi, 1 inde topu ağlarla buluşturabildi ne yazık ki.
25 ten sonra Dia'nın temposunun düşmesi olağandı. Orada Dani Alves'te olsa, Messi'de olsa, Ronaldo'da olsa tempo düşüklüğü yaşanacağı barizdi. Sonuçta 25 dakika boyunca depar atan sprinter bir oyuncu Dia. Zira dakika 43 te Fenerbahçenin yediği golde kendi oyuncusu Ekrem defansından boş koşuya başladığında onu kovalamak istedi ama gücü yoktu. Golün geleceğini hissetmiş gibiydi hatta. Ekrem'in 100 kere vursa sadece 1 inin gol olabileceği şutta beraberliği yakaladı Beşiktaş. Volkan'ı eleştirmek hata olur bu pozisyonda. Yakın direği kapatması beklenebilirdi ama bu sefer uzak direğe yapılacak kesme bir plase yine gol olabilirdi. Fakat yenilen bu golde takım biraz eleştirilebilir çünkü koca bir 45 dakika boyunca Beşiktaşın kullanabileceği tek silahı orasıydı. Her top orda quaresmaya bırakıldı, her topta beşiktaş kendi sağ açığından bireysel yeteneklerle bişe yapabilecelti ve buna önlem alınamadı. Selçuk, santosa daha yakın oynayabilirdi ya da blog halinde takım kendi sol bekine kayabilirdi ama olmadı. Devre 1-1 sonuçlandı.
2. yarının başlaması ile taraftar desteğini arkasına alan Beşiktaş birazda şansının yardımıyla 2. golü buldu. Serbest buruş esnasında Volkan baraja "4" işaretini yaptıgında yanımda beraber izlediğim arkadaşıma serzenişte bulunmuştum o an. O serbest vuruşta topun başında Simao varken o barajın hakkı 5 ti diye düşündüm. Neticesinde baraj 5 kişiden oluşsaydı o top Toraman'ın önüne sekmeyecekti ama oldu bir kere.
Sonrasında Tribünlerin 3 3 3 tezahüratları sonucunda ileride Alex De Souza 3 gol birden atacaktı.
Ferrari'nin her şey takımı adına iyi giderken Lugano'ya attığı o dirsek sonucu gelen Kırmızı Kart, Penaltı ve devamında gol maçı o an bitirmişti zaten. Maç sonrası yapılan açıklamalarda ve yorumlarda Lugano Ferrari'ye faul yapmıştı onu niye vermedi çırpınışları ise tamamen saçma. Çünkü Lugano'nun Ferrari'ye yaptığı faulu hakem görmüştü ama o an top zaten Beşiktaşın sol kanadından kontraya kalkmıştı. Avantajı oynatıyordu yani hakem. Orda maçı durdursa, Ferrari'ye yapılan faulu verse bu kez taraftarlar "neden avantaja bırakmadın" diye haykıracaklardı bu bariz.
Penaltıyı gole çevirdi Alex. Herşey siyahla beyaz kadar değişmişti saha içerisinde. Maç içerisinde 30 ila 60. dakikalar arasında dinlenen Dia yine sazı eline aldı. Öldürücü bindirmeler ile, sıfıra inip topu kesmeler ile, içeriye katetmeler ile çok yönlü bir oyuncu olduğunu belli etmişti öncesinde ama bu biraz fazla oldu. Çok yönlü bir oyuncu. Rakibinin üstüne top ile birlikte giderken durdurulması imkansız neredeyse. Rakibini çaresiz bırakan bir yapısı var. Top ile hücuma kalkarken değerlendirebileceği en az 5 alternatifi var. Sıfıra inebilir, Duvar pası yapabilir, içeriye kat edip şut çekebilir, ya da içeriye katedip öldürücü arapasını bırakabilirdi ki böyle bir atak sonucunda Alex i golle de buluşturdu zaten.
Daha sonrasında maç belki de 6 ya 7 ye gidecekken Aykut Kocaman'ın rakibe saygı duyduğunu ve maçı 4-2 ile kitlediğini gördük. Emre ve Dia çıktı Özer ve Cristian girdi.Daha sonrasında maçın 82. dakikasında 2.ci sarı karttan kırmızı kart görmesi gereken GG yerini Bekire bıraktı ve maçın son 5 dakikasıda Bekir'in komik oyunu ile birlikte sona erdi. Bekir hiç bir zaman bu takımın oyuncusu olmadığını haykırıyor son 2 maçtır. Evet stoper menşeili, sağ bekte oynaması zor vs vs ama bu kadarda ne yaptığını bilmez bir davranış içinde olması inanılır gibi değil. iyi ki GG yetiştide Bekir ilk 11 başlamadı maça. Son dakikaların bize gösterdiği birşey daha varki Christian iyi ki gitmemiş takımdan. Her zaman çok iyi bir yedek olacagını gösterdi. Oyuna girdikten sonra Özer, Alex, Topuz, Santos ile birlikte topu rakip sahada çevirmeyi başardı. Santos devre arası alınan yeni transfer kıvamındaydı. Süperdi. Her zaman eleştirdiğim "evet top bizde kalsın diye pas yapalım ama bu pası rakip cezasahası önünde yapalım" eleştirime cevap verdi bir nev'i.
Sonuç olarak ligin 2. yarısında Fenerbahçe'yi buralara kadar getiren Emre, Topuz, Alex, GG 4 lüsünün hepsinin birden bu kadar vasat oynadığı maçta derbiyi bu derece şenlik havasında geçmek dahi Fenerbahçe adına sevinilmesi gereken bir hadise. Takım eskiden sadece Alex'e bağlıydı, sonra Alex ve Emre'ye bağlı oldu, daha sonra bu sayı 4 e çıkmıştı ama bu maç gösterdi ki, takım içinde sahaya kim çıkarsa çıksın birisi vasatken diğer bir topçu çıkıp sazı kendi eline alabiliyor.
Ayrıca bir bir tabularını yıkıyor Fenerbahçe. Asıl mutluluk verici olan şey bu. Fenerbahçe deplasmanda kazanamıyordu, Fenerbahçe zor maçları kazanamıyordu, Fenerbahçe derbi kazanamıyordu. Şimdi 2. yarı ile alakalı bakıldığında 5 te 5 yaptı Fenerbahçe. 3 ü deplasman bunların. ayrıca Manisa, Trabzon, Kayseri, Beşiktaş olmak üzere 4 ü zor maç, ve Trabzon Beşiktaş olmak üzere 2 side derbi.
Şimdi puan ve maç fazlasıyla lider Fenerbahçe. Artık kaybetme kredisi var. Futbolcularda da bu bilincin hakim belli. Tabi ki 17 de 17 yapmayacak bu takım. İlla ki ibre sürekli 45 derece açı ile çıkışta olmayacak. Arasıra durağanlaşacak belki azda olsa inişe geçecek takım. Devre arası Antalya'da güç yüklendi bu takıma. O güç elbet bi yerde tükenecek. İşte orda başarılı rotasyona ihtiyacımız var. Şuan kenarda oturdugu her dakika ile beni üzen Stoch'un zamanı başlayacak artık.
Yani Sarı Lacivert gönüllerde pembe hayaller kurmak yakışmaz bize. Fenerli olmak Yürekli olmak demektir. Yürekli olmak Kaybetmeyi hazmetmektir, realist olmaktır. Yürekli olmak günlerce öncesinde satılan biletleri tüketip, o deplasmanda takımın her pasında Ooooley çekmek, özdeşleşmiş marşlara espritüel yaklaşıp 25 bin kişiye sesini duyurmak, son düdükle çılgınlar gibi hakettiğin gururu, onuru yaşamaktır. Konu ile alakalı daha detaylar Doktorun Yeri'nin blogunda hakkaniyetiyle mevcut. Şu Linkten gurur duyabilirsiniz.
Gün, Yeni malatyaspor mağlubiyetinden sonra takımı antalya'da gecenin 4 ünde marşlarla karşılayan gerçek taraftarın gurur günüdür. Artık kaybetme lüksünün olması rahatlığıyla çıktığı maçlarda daha başarılı bir takım görmek ümidiyle.
Ne Mutlu Fenerliyim Diyene.
Maçın başlamasına kısa bir süre kala çıkan haberler Fenerbahçe yi bir adım daha öne atıyordu. Gökhan Gönül büyük bir özveri ile oynayabilecekti. Schuster garip(!) bir tertip ile çıkacaktı sahaya. Bobo 18 e alınmamıştı. Defansta bir türlü düzen tutturamayan Ekrem Dağ, Toraman ve Ferrari olmasına rağmen yedek kulübesinde bir defans oyuncusu dahi yoktu.
Maçtan bir gece evvel Aykut Kocaman'ın kafasında oynattığı gibi başladı maç. Santos, Dia, Niang işbirliği içerisinde ilk 25 dakika sezonun en iyi topunu oynadı Fenerbahçe ve bu süre zarfında tam 7 pozisyona girdi, 1 inde topu ağlarla buluşturabildi ne yazık ki.
25 ten sonra Dia'nın temposunun düşmesi olağandı. Orada Dani Alves'te olsa, Messi'de olsa, Ronaldo'da olsa tempo düşüklüğü yaşanacağı barizdi. Sonuçta 25 dakika boyunca depar atan sprinter bir oyuncu Dia. Zira dakika 43 te Fenerbahçenin yediği golde kendi oyuncusu Ekrem defansından boş koşuya başladığında onu kovalamak istedi ama gücü yoktu. Golün geleceğini hissetmiş gibiydi hatta. Ekrem'in 100 kere vursa sadece 1 inin gol olabileceği şutta beraberliği yakaladı Beşiktaş. Volkan'ı eleştirmek hata olur bu pozisyonda. Yakın direği kapatması beklenebilirdi ama bu sefer uzak direğe yapılacak kesme bir plase yine gol olabilirdi. Fakat yenilen bu golde takım biraz eleştirilebilir çünkü koca bir 45 dakika boyunca Beşiktaşın kullanabileceği tek silahı orasıydı. Her top orda quaresmaya bırakıldı, her topta beşiktaş kendi sağ açığından bireysel yeteneklerle bişe yapabilecelti ve buna önlem alınamadı. Selçuk, santosa daha yakın oynayabilirdi ya da blog halinde takım kendi sol bekine kayabilirdi ama olmadı. Devre 1-1 sonuçlandı.
2. yarının başlaması ile taraftar desteğini arkasına alan Beşiktaş birazda şansının yardımıyla 2. golü buldu. Serbest buruş esnasında Volkan baraja "4" işaretini yaptıgında yanımda beraber izlediğim arkadaşıma serzenişte bulunmuştum o an. O serbest vuruşta topun başında Simao varken o barajın hakkı 5 ti diye düşündüm. Neticesinde baraj 5 kişiden oluşsaydı o top Toraman'ın önüne sekmeyecekti ama oldu bir kere.
Sonrasında Tribünlerin 3 3 3 tezahüratları sonucunda ileride Alex De Souza 3 gol birden atacaktı.
Ferrari'nin her şey takımı adına iyi giderken Lugano'ya attığı o dirsek sonucu gelen Kırmızı Kart, Penaltı ve devamında gol maçı o an bitirmişti zaten. Maç sonrası yapılan açıklamalarda ve yorumlarda Lugano Ferrari'ye faul yapmıştı onu niye vermedi çırpınışları ise tamamen saçma. Çünkü Lugano'nun Ferrari'ye yaptığı faulu hakem görmüştü ama o an top zaten Beşiktaşın sol kanadından kontraya kalkmıştı. Avantajı oynatıyordu yani hakem. Orda maçı durdursa, Ferrari'ye yapılan faulu verse bu kez taraftarlar "neden avantaja bırakmadın" diye haykıracaklardı bu bariz.
Penaltıyı gole çevirdi Alex. Herşey siyahla beyaz kadar değişmişti saha içerisinde. Maç içerisinde 30 ila 60. dakikalar arasında dinlenen Dia yine sazı eline aldı. Öldürücü bindirmeler ile, sıfıra inip topu kesmeler ile, içeriye katetmeler ile çok yönlü bir oyuncu olduğunu belli etmişti öncesinde ama bu biraz fazla oldu. Çok yönlü bir oyuncu. Rakibinin üstüne top ile birlikte giderken durdurulması imkansız neredeyse. Rakibini çaresiz bırakan bir yapısı var. Top ile hücuma kalkarken değerlendirebileceği en az 5 alternatifi var. Sıfıra inebilir, Duvar pası yapabilir, içeriye kat edip şut çekebilir, ya da içeriye katedip öldürücü arapasını bırakabilirdi ki böyle bir atak sonucunda Alex i golle de buluşturdu zaten.
Daha sonrasında maç belki de 6 ya 7 ye gidecekken Aykut Kocaman'ın rakibe saygı duyduğunu ve maçı 4-2 ile kitlediğini gördük. Emre ve Dia çıktı Özer ve Cristian girdi.Daha sonrasında maçın 82. dakikasında 2.ci sarı karttan kırmızı kart görmesi gereken GG yerini Bekire bıraktı ve maçın son 5 dakikasıda Bekir'in komik oyunu ile birlikte sona erdi. Bekir hiç bir zaman bu takımın oyuncusu olmadığını haykırıyor son 2 maçtır. Evet stoper menşeili, sağ bekte oynaması zor vs vs ama bu kadarda ne yaptığını bilmez bir davranış içinde olması inanılır gibi değil. iyi ki GG yetiştide Bekir ilk 11 başlamadı maça. Son dakikaların bize gösterdiği birşey daha varki Christian iyi ki gitmemiş takımdan. Her zaman çok iyi bir yedek olacagını gösterdi. Oyuna girdikten sonra Özer, Alex, Topuz, Santos ile birlikte topu rakip sahada çevirmeyi başardı. Santos devre arası alınan yeni transfer kıvamındaydı. Süperdi. Her zaman eleştirdiğim "evet top bizde kalsın diye pas yapalım ama bu pası rakip cezasahası önünde yapalım" eleştirime cevap verdi bir nev'i.
Sonuç olarak ligin 2. yarısında Fenerbahçe'yi buralara kadar getiren Emre, Topuz, Alex, GG 4 lüsünün hepsinin birden bu kadar vasat oynadığı maçta derbiyi bu derece şenlik havasında geçmek dahi Fenerbahçe adına sevinilmesi gereken bir hadise. Takım eskiden sadece Alex'e bağlıydı, sonra Alex ve Emre'ye bağlı oldu, daha sonra bu sayı 4 e çıkmıştı ama bu maç gösterdi ki, takım içinde sahaya kim çıkarsa çıksın birisi vasatken diğer bir topçu çıkıp sazı kendi eline alabiliyor.
Ayrıca bir bir tabularını yıkıyor Fenerbahçe. Asıl mutluluk verici olan şey bu. Fenerbahçe deplasmanda kazanamıyordu, Fenerbahçe zor maçları kazanamıyordu, Fenerbahçe derbi kazanamıyordu. Şimdi 2. yarı ile alakalı bakıldığında 5 te 5 yaptı Fenerbahçe. 3 ü deplasman bunların. ayrıca Manisa, Trabzon, Kayseri, Beşiktaş olmak üzere 4 ü zor maç, ve Trabzon Beşiktaş olmak üzere 2 side derbi.
Şimdi puan ve maç fazlasıyla lider Fenerbahçe. Artık kaybetme kredisi var. Futbolcularda da bu bilincin hakim belli. Tabi ki 17 de 17 yapmayacak bu takım. İlla ki ibre sürekli 45 derece açı ile çıkışta olmayacak. Arasıra durağanlaşacak belki azda olsa inişe geçecek takım. Devre arası Antalya'da güç yüklendi bu takıma. O güç elbet bi yerde tükenecek. İşte orda başarılı rotasyona ihtiyacımız var. Şuan kenarda oturdugu her dakika ile beni üzen Stoch'un zamanı başlayacak artık.
Yani Sarı Lacivert gönüllerde pembe hayaller kurmak yakışmaz bize. Fenerli olmak Yürekli olmak demektir. Yürekli olmak Kaybetmeyi hazmetmektir, realist olmaktır. Yürekli olmak günlerce öncesinde satılan biletleri tüketip, o deplasmanda takımın her pasında Ooooley çekmek, özdeşleşmiş marşlara espritüel yaklaşıp 25 bin kişiye sesini duyurmak, son düdükle çılgınlar gibi hakettiğin gururu, onuru yaşamaktır. Konu ile alakalı daha detaylar Doktorun Yeri'nin blogunda hakkaniyetiyle mevcut. Şu Linkten gurur duyabilirsiniz.
Gün, Yeni malatyaspor mağlubiyetinden sonra takımı antalya'da gecenin 4 ünde marşlarla karşılayan gerçek taraftarın gurur günüdür. Artık kaybetme lüksünün olması rahatlığıyla çıktığı maçlarda daha başarılı bir takım görmek ümidiyle.
![]() |
| Fotoğraf "Doktor'un Yeri"nden. Cuk oturduğu için onun blogundan aldım. |
Ne Mutlu Fenerliyim Diyene.
5 Şubat 2011 Cumartesi
Manisaspor - Fenerbahçe maç önü
Ligde son 3 maçlarını da kazanan 2 takımın mücadelesine sahne olacak maç Fenerbahçe adına belki de en kritik virajların tam ortasında kalıyor. Daha önce bu blogda bahsettiğim üzere şubat ayını başarılı tamamlamak zorunda Fenerbahçe ve bu maç ilk maç.
Fenerbahçe'de Gökhan Gönül'ün cezalı olması can sıkıcı. Çünkü Makakula, Simpson falan derken birden patlama özelliği olan futbolculardan oluşan Manisaspor forvet hattına Bekir'in ne derece karşılık vereceği muallakta. Hazır Gökhan Gönül'den bahsetmişken, Antalyaspor karşılaşmasında golünü de atmışken son dakikalarda neden bir sarı kart görüp cezasını formalite özelliği taşıyan ve zaten oynamadığı Türkiye Kupası maçında çekmediğini düşünmeden edemiyor insan. İşin ahlaki boyutunu şuan çokta önemsemiyorum. Savaşta, zafere giden yolda herşey mübahtır. Gökhan'ın olmaması en büyük handikap.
Bir başka handikap ise Fenerbahçe'nin deplasman karnesi. Oynadığı 9 dış saha maçında 4 galibiyet 4 te mağlubiyet aldı. Trabzonspor maçının ilk dakikalarında gördüğümüz o arzuyu deplasman maçlarının başlangıcında görememek garip. Eğer takım maçın ilk düdüğü ile topu manisaya verirse sıkıntı başlar. Çünkü Hikmet Karaman'ın maç öncesinde ne düşüneceğini tahmin edememek imkansız. Nasıl olsa Gökhan yok, Selçuk yok, Emre'yi sindir, topu 2 ye 1 lerle kanata indir, kanattan kaleye çapraz koşular ile ortadan delmeye çalış.
işte bu strateji aslında Fenerbahçe'yi yıkacak strateji. Çünkü Trabzon maçının özellikle ilk 25 dakikasında beklerin ve ortasahanın arkasını süpüren Selçuk yok. Avrupa liginin en önemli ilk 5 sağ beklerinden birisi Gökhan gönülde yok. Santosa önemli işler düşüyor. Kanaatimce Bekir sağ beki neredeyse hiç bırakmamalı. Takım ofans anlamında bloklar halinde sağ çizgiye kaymalı, hem solda santosu unutturur, hem birden ani şekilde uzun toplar ile oyunun yönünü değiştirecek ayaklara sahibiz, hem de simpson, makukula gibi oyunculara fırsat vermemiş oluruz.
Duran toplar yine her zaman ki gibi çok önemli. Ligde 4 golü olan lugano, yobo, bekir, niang derken önemli bir güce sahibiz. Ayrıca diğer takımların hemen hemen hepsinin kalecisine nazaran daha iyi bir sezon geçiren, daha az bireysel hata yapıp özgüvenini kaybetmeyemiş Volkan Demirel'in kaleci şansı ise yanında olmalı. .
Ligin ilk maçında maedde seyiricisiz maçta Okan'ın meşhur oldugu maçta takım 4-2 kazanmıştı.
Tahminim bu maçın Antalyaspor maçı havasına geçeceği. Gol yemeyeceğizdir ama nasıl olsa atarım deyip sabır olayını abartmak zarar verebilir. İlk 20 dakikada işi bitirmek en güzeli. Çünkü Aykut Kocaman'ın neredeyse her basın toplantısında bahsettiği topyekün defans olayını geçen zaman ile birlikte daha başarılı halde uygular olduk
Güzel bir maç olsun.
Fenerbahçe'de Gökhan Gönül'ün cezalı olması can sıkıcı. Çünkü Makakula, Simpson falan derken birden patlama özelliği olan futbolculardan oluşan Manisaspor forvet hattına Bekir'in ne derece karşılık vereceği muallakta. Hazır Gökhan Gönül'den bahsetmişken, Antalyaspor karşılaşmasında golünü de atmışken son dakikalarda neden bir sarı kart görüp cezasını formalite özelliği taşıyan ve zaten oynamadığı Türkiye Kupası maçında çekmediğini düşünmeden edemiyor insan. İşin ahlaki boyutunu şuan çokta önemsemiyorum. Savaşta, zafere giden yolda herşey mübahtır. Gökhan'ın olmaması en büyük handikap.
Bir başka handikap ise Fenerbahçe'nin deplasman karnesi. Oynadığı 9 dış saha maçında 4 galibiyet 4 te mağlubiyet aldı. Trabzonspor maçının ilk dakikalarında gördüğümüz o arzuyu deplasman maçlarının başlangıcında görememek garip. Eğer takım maçın ilk düdüğü ile topu manisaya verirse sıkıntı başlar. Çünkü Hikmet Karaman'ın maç öncesinde ne düşüneceğini tahmin edememek imkansız. Nasıl olsa Gökhan yok, Selçuk yok, Emre'yi sindir, topu 2 ye 1 lerle kanata indir, kanattan kaleye çapraz koşular ile ortadan delmeye çalış.
işte bu strateji aslında Fenerbahçe'yi yıkacak strateji. Çünkü Trabzon maçının özellikle ilk 25 dakikasında beklerin ve ortasahanın arkasını süpüren Selçuk yok. Avrupa liginin en önemli ilk 5 sağ beklerinden birisi Gökhan gönülde yok. Santosa önemli işler düşüyor. Kanaatimce Bekir sağ beki neredeyse hiç bırakmamalı. Takım ofans anlamında bloklar halinde sağ çizgiye kaymalı, hem solda santosu unutturur, hem birden ani şekilde uzun toplar ile oyunun yönünü değiştirecek ayaklara sahibiz, hem de simpson, makukula gibi oyunculara fırsat vermemiş oluruz.
Duran toplar yine her zaman ki gibi çok önemli. Ligde 4 golü olan lugano, yobo, bekir, niang derken önemli bir güce sahibiz. Ayrıca diğer takımların hemen hemen hepsinin kalecisine nazaran daha iyi bir sezon geçiren, daha az bireysel hata yapıp özgüvenini kaybetmeyemiş Volkan Demirel'in kaleci şansı ise yanında olmalı. .
Ligin ilk maçında maedde seyiricisiz maçta Okan'ın meşhur oldugu maçta takım 4-2 kazanmıştı.
Tahminim bu maçın Antalyaspor maçı havasına geçeceği. Gol yemeyeceğizdir ama nasıl olsa atarım deyip sabır olayını abartmak zarar verebilir. İlk 20 dakikada işi bitirmek en güzeli. Çünkü Aykut Kocaman'ın neredeyse her basın toplantısında bahsettiği topyekün defans olayını geçen zaman ile birlikte daha başarılı halde uygular olduk
Güzel bir maç olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Yorumlar
Yorumlar










